Posts tagged ‘turk spor basini’

Maskeli Balo

58832202

Mehmet Demirkol, Fuat Akdağ ile birlikte spor servisi programında  Ercan Saatçi ve Metin Özülkü’nün yaptıkları terbiyesizliğe Hürriyet Gazetesinin yer vermesini eleştirmiş. Ve bunlar Türk spor basınının meselesi olmamalı, adam(!) özür diledi bitti daha ne yapsın kendini binadan mı atsın diye sormuş. Yani diyor ki kısaca, adam(!) alt tarafı  ” koskoca bir kulübe” küfür ediyor ne var bunda bu kadar büyütecek? İlginç gerçekten. Evet ilgiyle takip ediyorum kendisini. Yine olaya tam da beklediğim üzere hani spor servisi’nde çok ciddi mevzularda bile yapıştırıverdiği kahkahası gibi ”amaaan canıımm sizzdeee” tavrıyla yaklaşmış. Terbiyesizliği yapanların kendilerini savunurken kullandıkları argümana o da katılıyordur ve ondan önemli görmüyordur bu kadar belki. Hani şu herkes kendi arasında böyle küfür ediyor muhabbeti. Yani Sayın Demirkol Türk spor basınının uğraşması gereken bir konu değil derken belki de bunu anlatmaya çalışıyordur bize. ”Hepimiz küfür ediyoruz canım adam(!) da Fenerbahçe tv de etmiş işte ne ilgilendirir bu basını.” Güzel gerçekten bu tavır güzel. Konuya getirdiği bakış açısı daha da güzel(!)

Şimdi ben cidden anlamıyorum. Düşünüyor düşünüyor içinden çıkamıyorum. Durum cidden bu kadar basit mi? Bu kadar sığ bir hadise mi olanlar? Böyle bir boşverelim gitsinci tepkiyi mi hakediyor sadece? Ben Galatasaraylıyım diye mi böyle ağırıma gidiyor? Ben bugün Galatasaraylı olmasaydım yine de utanç duyardım olaydan eminim. Evet duyardım. Koskoca bir camiadan bahsediyoruz. Koskoca! 104 yıllık bir çınardan, kültürden, Gündüz Kılıçlar, Metinler, Hagilerden, sarı-kırmızı bir aşktan bahsediyoruz. Evet hepsini geçtim milyonların aşkından bahsediyoruz. Adamın(!) biri geliyor aşık olduğuna küfrediyor. Ve adamın diğeri çıkıyor  ” ya abi ne kadar büyüttünüz” diyor. Bu küfrü eden zihniyet kadar bu yaklaşıma sahip zihniyetten de utanıyorum. Hayatta insan ne için yaşar ki? Sevdikleri, doğruları, inandıkları için değil mi? Bütün  bunları ayaklar altına alana olur canım böyle şeyler mi demeliyiz? Başkasını bilmem de benim midem buna müsait değil. Mehmet Demirkol gibi bu olayın büyütüldüğünü düşünen herkese söylüyorum. Hazmetme olayıdır bütün bunlar arkadaşlar! Siz hazmediyorsanız ne ala afiyet olsun, ben hazmedemiyorum! Aşık olduğuma kimse hakaret edemez, bu kadar basittir mevzu! Ederse de hukuki yönden girişimleri hakeder, varsa duyulan saygısı kaybeder, varsa sevgisi kaybeder, varsa gözümde itibarı kaybeder. ”Olur canım arada olur” la kurtulamaz! Neymiş ne kadar da büyütmüşmüşüz. Ha bir de  kamera yayında değildi, kendi aralarındaki bir geyikti falandı filandı diye bir sürü saçmalık dolaşıyor ortalıkta. Böyle savunma mı olur Allah aşkına? Burası koskoca bir televizyon kanalı ve o anda çekim yapılıyor. Bu ortam mı geyik çevirdikleri ortamları? Yok mudur yaptıkları işin bir ahlakı, usulü? Sonuçta kayıt altına alınıyor çıkıyor işte ortaya. Özrü kabahatinden büyük. Ayrıca hiçbirimiz salak değiliz.  Ne derece umursamaz oldukları elli metre öteden anlaşılıyor. Adamlar(!) küfrü ettikten sonra bayanlar da seyrediyor keselim bu kısmı diyorlar. Yani sadece bayanların duyması problem olabilir gerisi teferruat. Bu kadar rahat adamlar(!) ertesinde çıkıp özelimiz çalındı ayıptır deme yüzsüzlüğünde bulunabiliyorlar. İşte sonra adamın biri gene çıkıyor bu olay Türk spor basınını alakadar etmez diyor. Kendi arasında etmiş diyip geçmeli ve bu zat-ı muhteremin dediği gibi  hadiseyi basınla ilişkilendirmemeli miyim? Bir spor kulübünün televizyonundaki laubalilik, saygısızlık, boşboğazlık, rahatsız edici düzeydeki rahatlık, sınırsızlık; bütün bunları yapan bir gazetenin spor müdürüyken hem de nasıl ilgilendirmiyor spor basınını. Nasıl iki kelam edilip kınanmayı göstermelikte olsa haketmiyor?

Mehmet Demirkol’un bu küfür olayına yaklaşımı beni hiç şaşırtmadı açıkçası. Şaşırdığımdan değil yani bu yazıyı yazışım. Benim için artık bir klişe oldu. Ama hala Demirkol’a nasıl desem bir Uğur Meleke muamelesi yapan, onla bir tutanlara da bir nebze ışık olur mu acaba diye yazıyorum. Demirkol benim asla samimi bulmadığım bir yazar. Ve tutarsız bulduğum.. 2007 yılında Macaristan maçı sonrası Emre Belözoğlu basın mensuplarına malum hareketi yaptı. Bugün edilen küfre takmayın kafanıza fazla diye yaklaşan Mehmet Demirkol o dönem başka bir hakaret olayına nasıl yaklaştı dersiniz? Tepkilerin en büyüğünü gösterdi. Ona göre bu adam milli takımdan derhal uzaklıştırılmalı idi. Kaptan olması ise utanç verici bir olaydı, olamazdı. Yazdıkça yazdı. Hadiseden günler sonra, aylar sonra yazdı. Olay öyle bir raddeye geldi ki Emre B. adını maç yazılarında kullanmaz oldu. Terbiyesizliğin kaptanı diye hitap etti. Ve evet Emre de tıpkı Ercan Saatçi gibi özür dilemişti. Ama sanırım durum farklıydı o zamanlar Demirkol için. Vurmaya devam etti. Ne kadar büyüttünüz yahu intihar mı etsin bu adam ne yapsın, özür diledi bitti işte demedi. Tek bir eleştiri yazısıyla yetinmedi vurdukça vurdu. Öyle ki Emre’nin babası artık yeter oğlumun yüzü sivilcelerle doldu stresten dedi. Vurmayın artık tamam öldü diye haber verdi. Bu Türk spor basınının ilgi alanından daha çok Demirkol’un ilgi alanındaydı. Şimdi kimse bana, ama aynı şey değil Emre basına hareket çekti demesin. Ne yani Emre basından birine hareket çekince terbiyesizlik, basın ayağa, kınamalar havada ardı ardına patlıyor; Ercan Saatçi koskoca(!)Hürriyet’in spor müdürü olarak Galatasaray’a küfredince olur öyle arada, boşver bizi ilgilendirmez, geyik o ablası geyik takılma oluyor! Basın yalnızca kendine edilen hakaretlere ses çıkarıyor, diğerlerinde konuyu uzatmamamız gerektiğini hatırlatıp arkadaşlar kapatalım diyor. Bu iki durumda ne fark var ki? Ayıpsa aynı ayıp. Hakareti basın yiyince mi basını ilgilendirir sadece? Peki hakaret eden basından biriyse, hakareti yiyen bir kulüpse? Öyle olduğu vakit hiç sorun teşkil etmiyor, spor basınını ilgilendirmiyor bile. Ne güzel dünya ya! Her şey ne sahte, ne kadar yapmacık, çıkar üzerine kurulu. Unutulur ama bu tutarsızlıklar da diğerleri gibi. Tutarsızlıklar bir değil iki değil zaten. Baksanıza artık Demirkol için ”Fenerbahçeli” Emre terbiyesizliğin kaptanı değil Cantona, aykırı bir yıldız…  O unutmuş bile dünü. Hayat enteresan gerçekten. Nereden nereye gelmiş. Emre yaptığı ve yapma eğilimindeki her vukuatıyla, saha içi eşkıyalıkları ile Demirkol’un nazarında anlamaya çalışmamız gereken bir sıradışı futbolcu bundan böyle! 2 yıl önce ise galiba sıradandı her şey şu fani dünyada!  Ya da artık o Emre tam olması gereken yerde duruyor. Yani artık Galatasaraylı sıfatını isminin önünde taşımıyor ve hedef tahtası olmaya çok uzak ne yaparsa yapsın. Fenerbahçeli artık çünkü ve daha bir anlaşılır olmalı.

Ercan saatçi’nin terbiyesizliğine yeterli tepkiyi vermeyen sadece Mehmet Demirkol değil elbet bunun da altını çizmeliyim. Şöyle bir medyaya göz attığınızda Mehmet Ali Birand’ından Ali Şen ve Oray Eğinlere kadar herkes olayın büyütüldüğünü söyleyip Ercan aslında şöyledir, Ercan aslında böyledir, iyi çocuktuur yaaa diye korumak için sıraya giriyor. Bu insanların dünyasında olaylar kişilere göre değerlendiriliyor. Bugün kara olan yarın bir güzel ak oluyor. Şu basın nasıl istiyorsa öyle oluşuyor insanların künyeleri. Bu terbiyesiz deniyor o terbiyesiz oluyor, bu ahlaklı akça pakça deniyor birden tertemiz kesiliyor o insan. Dünyaları böyle yanar döner. Kişiyi veya bir mevzuyu nasıl göstermek istedikleri, hangi konunun daha fazla konuşulmasını istedikleri mühim olan. Gerisi geliyor zaten ve bir güzel düzen dönüyor. Biz de kendimizi parçalıyoruz ”aslında 2 ay önce böyle demiştin şimdi böyle diyorsun” , ”dün kızıyordun aynı olaya bugün gülüp geçiyorsun ne iş” diye. Bu bir maskeli balo. Türk spor basının balosu.(Bir çok düzgün kalemi tenzih ediyorum tabii) Maskeli balonun sevgili misafirleri birbirlerinden hiç farkları olmadan dolaşıyorlar ortada. Tutarsızlıkları, samimiyetsizlikleri, ikiyüzlülükleri, çıkarcılıkları, ”renkli kalemleri” ve olağanca sahtelikleri ile salınıyorlar etrafta. Hepsini tanıyoruz ama tanınmadıklarını, binbir surata dönüşen hallerini maskelerinin arkasına gizleyebildiklerini sanıyorlar. Çehrelerini hiçbir maske örtemiyor artık şu zamanda halbuki. Mehmet Demirkol ise 1 mayıs 2009’daki Hacettepe Galatasaray maçının sonunda maç yorumu yapıyor görünerek saatlerce yenilgiyi Lincoln’nün bir no-look pasına yıkmaya çalışarak geçirdiği gün benim için tamamen tarih oldu. Saatlerce bir no-look pas üzerinden bir oyuncuya giydirmek ne derece akıl karıdır, hiç olmazsa insan daha elle tutulur bir sebep bulur inandırıcı olsun diye. Bu denli küçük hesaplarının içinde görünmez oldu Demirkol gözüme. Belki de daha çok görüyorum artık, diğerlerinin maskelerine rağmen yüzlerini görebildiğim gibi Demirkol’un da yüzünü maskesinden seçebiliyorum çünkü. Hala göremeyenler için istikrarlı bir şekilde haftada bir düşmekte maskesi kaçırmayın derim. Cidden çok sıkıldım balolarından da maskelerinden de. Hakikaten bitsin artık şu maskeli balo!

*” Tak etti canıma bu maskeli balo.

Ve onun sahte yüzleri…” Güzel şarkı dinlemekte fayda var.

Reklamlar

Kasım 6, 2009 at 2:35 am 2 yorum

Marduk – Futbol – Dedikodu

Ben bilmem beyim bilir sözünden yola çıkarak beyim kelimesinin yerine Mayalar’ı monte ettiğimizde 21 Aralık 2012 tarihinde ” Marduk geldi hepimizi sikti ” olayına tanıklık etmiş olacağız. Olayları daha geniş bir yelpazeden araştırmak isteyenler interaktif dünyanın imkanlarını kullanarak marduk ile ilgili birçok bilgiye rahatlıkla ulaşabilirler, ben buradan bahsetmeye başladıkça götümün derdine düşüyor, acaba acıtacak mı diye daha fazla düşünmeye başlıyorum. O yüzden kendi açımdan değil de ” türk futbolu ” açısından ele almaya karar verdim bu olayı.

Seneye Türk Telekom Arena’nın inşası sonlanıyor, negzel. Yıllık 70 milyon euro gelir elde edeceğiz. Yayın gelirleri, gs store gelirleri ve şampiyonlar ligi gelirlerini de hesaba katarsak stat gelirlerimizle birlikte 90 milyon papele çıkıyor. Ooo tamamdır, amına koyarız ortalığın, getirtemeyeceğimiz futbolcu kalmaz. Teknik ekibimizi de bünyemizde tutarsak, 2014 yılında şampiyonlar ligi’nde final oynarız. Yarrağımı oynarız, marduk’u ne çabuk unuttunuz amına koyayım.

Türk futbolu ilk defa gelişmeye ve çağ atlamaya bu kadar yakınken marduk çıktı başımıza. Üzücü bir durum ama kısfmet, ne diyelim. Güzide köşe yazarlarımız, sırf boğazın karşı yakasında konuşlanan takımın taraftarlarını kızdırmak için başarılı olmasını can-ı gonülden istediğimiz galatasarayımız, bu duyguyu bize yaşatamayacak. Neden? Sırf bu Mayalar’ın takviminin 2012 yılında son buluyor olup Marduk gelecek hepimizi sikecek dalgasından. ” Tüh ya, ulan Marduk ne güzel kızdıracaktık fenerbahçelileri, neden geliyorsun ki yeeaa ” şeklinde hönkürmeleri duyar gibiyim. Hiç şaşırmadım. Neden şaşırayım abi, bizim taraftar takımın başarılı olmasını sırf fenerbahçelileri kızdırmak için istiyor, gerçekten başarılı olmasını istediği için değil.

Loser, asosyal, toplumdan soyutlanmış olan bir sürü insan bu ezikliğini gidermek için tutmuyor mu galatasaray’ı ya da barcelona sempatizanı olmuyor mu sırf bu sebepten? Güçlünün destekçisi olayım ki kazandığı zaman egom tatmin olsun mantığı ağır basıyor işte. Az kaldı ama, Marduk sizi de es geçmeyecek.

Bir zamanlar Hakan Şükür yüzünden gelişme sürecini paso erteleyen Türk Futbolu, şimdi de Marduk ile karşı karşıya. Hakan Şükür yüzünden neden mi gelişemedi? Şişir topu, Hakan indirsin, Arif koşsun tamamlasın ya da o koşsun bu koşsun tamamlasın. Sistem bu; Şişir Hakan’a. Hani lan bloklar arası bağlantı, hani lan kollektif futbol. Hadi Galatasaray’da Hagi vardı, Popescu vardı ama ya Aanadolu kulüplerinde? Anadolu kulüplerinde görev yapan teknik direktörler bu sistemi benimsediler, çünkü onların Hagi gibi Popescu gibi adamları yoktu. Al forvete uzun boylu bir adam, defans topu şişirsin, o uzun boylu adam indirsin ve 3. bölgede iki üç kişiyle tehlike yaratalım, belki atarız. Hal böyle olunca da futbolumuz Ömer Üründül vizyonu kazanamadı halliyle. Ah Ömer abi seninle çok taşşak geçtiler ama vizyonunu anlayamadıkları için, hiç takma kafana, ben anlıyorum seni. Mucks bu arada.

Şimdi fiestacıların, boğa güreşçilerinin ülkesinde futbolda devrim gerçekleştirmiş bir adam gelmiş Galatasaray’ın başına, tam da senin istediğin gibi top oynatacak, bu ülkeye futbolu öğretecek ama o da ne? Marduk çıktı başımıza, hay amına koyayım dememek işten değil. Neyse en azından önümüzde 2 sene var, bari bu son 2 senemizin keyfini çıkaralım, ot geldiler ot gitmesinler diyerek eşe dosta, çoluk çocuğa futbol anlatalım diyerekten interaktif dünyaya attık kendimizi. Hoş bir platform da bulduk, bir süre takıldık ama olmadı, kalitefililerin mecrasına düşmüşüz.

İstifa ettim geçenlerde, daha fazla uğraşamadım, yazdığım tüm yazıları da tek tek sildim. Herkes hakettiğiyle yaşıyor Ömer abi, merak etme. İstifayı verdikten sonra geçen süre içerisinde gördüm ki olmuyor, Galatasaray adının geçtiği yerde işlerin piç edilerek platformun koskoca bir hiçliğe doğru sürüklenmesine gönül el vermiyor. Birkaç değerli arkadaşın da arkasından atıp tutulmuş, içim acıdı. Başlığa dedikodu kelimesini eklememin sebebi de bu Ömer abi. Marduk dedik, Türk Futbolu dedik ama kişisel dedikodular hız kesmiyor. Futbolun gelişim süreci, bu süreçte yapılması gerekenler, bizim üzerimize düşen görevler, maç öncesi analizler, maç sonrası analizler hakkında tek bir kelime edilmezken, Marduk 2012 yılında gelip hepimizi sikecekken kişisel dedikodularla günü gün etmeye adamışız kendimizi, yazık. Bir gün bu bloga da iflit olup gidersem ve giderken de yazılarımı silersem aptal ve şovmen ilan edilir miyim? Bırakırsam yazılarımı taşşak geçerler mi yazılarımla? Ulan ben Marduk diyorum, adamlar Cassio Lincoln devre arasında dönüp Elano’nun yerine oynasın diyorlar. Eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı diyen atalarını da görmezden geliyorlar. Bir tek 10 Kasım, 29 Ekim gibi özel günlerde anıyorlar. Bir de bunların bir mottosu var Ömer abi, ” Ata’m izindeyiz ” diyorlar. Evet Ömer abi, hakikaten de izindeler. Kafa izninde.

Elano tırtmış, Franco zırtmış, gitsin bunlar diyorlar. Bari gönderilsin de, yönetimi göreve davet etmiş ol. Bir de bu yöneticiler ve Rijkaard futbolcudan anlamıyor, sanal dünyada iki tuşa basabilen adam elano, franco gitsin diyor. Neden gitmesini, gittiği taktirde nasıl hareket edilmesi gerektiğini söylemeden tabi. Tayyip gitsin, e tamam gitsin gitmesine de, yerine kim gelsin onu da söylesene. Söyleyemiyorsan, gitmesini isteme sebebin de hiç inandırıcı ve rasyonel olmaz. Aslında kafaya takılacak şeyler değil bunlar, Marduk düşündürüyor beni. Türk Futbolu’nun gelişim sürecinin önündeki en büyük engel olan Marduk. Bir nesil uefa kupası’nın alındığını görmüş olduğu için kendini şanslı hissederken, göremeyenler ve gördüğünü zannedip o duyguyu idrak edemeyen şimdinin 19-20 yaşlarındaki danone nesli zerre kadar üzülmüyordur. Üzülmezler abi şaşırma, hepsi 150 gramlık et parçasının peşinde. Upskirtçü, Beyaz pantolonun altından, düşük bel üstünden g-string röntgenciliği, göğüs çatalı otuz biri ( italyan 31 i de deniyor, anlaşılması için göğüs çatalı 31 i yazdım ) ve ağza vermecilik peşinde. Ha Galatasaray kazanınca, takımın galip gelmesinden çok rakip takım taraftarlarını kızdırma fırsatını yakalayacağı için sevinir.

Şimdi düşündüm de Marduk olayı hiç fena olmayacak gibi görünüyor. Bu tipler yüzünden Türk Futbolu, akabinde Türk Spor Basını gelişimini tamamlayamıyordu. Kaostan beslenenler ve rakip taraftarı kızdırmak için elde edilecek olan başarıya odaklananlar Marduk sayesinde gidecek, 22 aralık 2012 günü yeni ve daha iyi bir hayat başlayacak belki de. Ulan Marduk, bakış açısına göre kendini sevdirdin ya, gel amına koyayım gel. Sırf şu futbolun içinden karton taraftarlar ayıklansın, sırf şu futbolumuz bir arpa boyu yol alsın diye gel. Türk Telekom Arena’ya dokunma, zira yıllık gelirimizi 70 milyon dolara çıkaracak ha, buradan amına koydurtma durduk yere. Gel şu, Hasan Şaş’ın bahsettiği ” anlatsam insanlar galatasaraylılığından soğur ” cümlesindeki galatasaray’dan soğuyacak karton taraftarları ayıkla.

Kasım 3, 2009 at 6:23 am Yorum bırakın


Aralık 2017
P S Ç P C C P
« Şub    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

İRTİBAT

tamsahablog@gmail.com

Twitter

follow me

sahaya giren

  • 77,851 kişiden birisin!

Yazar Arşivi

Doctor

best

best