Posts tagged ‘Shabani Nonda’

#20

Uzun süredir uğrayamıyoruz buraya. Hayatın saniyede şekil değiştirdiğini düşünürsek bu uzun arada da değişimler oldukça fazla oldu haliyle. Geç de olsa değinmek lazım. Gidenler gelenler derken yepyeni bir Galatasaray’a doğru adımlar  atıldı. Jo’nun gelişi, Gio’nun gelişi. Hem de bu yaşta bu adamların buraya gelişi, büyük işlerdi. Doğum ve ölüm hadisesinin iç içeliği gibi, birileri doğarken birileri ölmek zorunda. Bu yüzden ki alıştığımız çoğu şeyin yerini başka durumlar, başka insanlar almak zorunda. İstemesek de durum böyle. Şu sıralar da bu durumu yaşadık Galatasaray taraftarı olarak. Oysa kolaydı dildeyken o gitsin abii, yok bu kalsın şu gitsin falan diye konuşmak. Ama sanmıyorum ki Nonda gitsin diyenler bile Nonda’nın gidişine üzülmemiş olsun.

Şu alışkanlık fena şey. Sanırım en büyük sebebi de insan olmak. Alışmak gibi bir yönümüz olmasaydı şu dünyada iki nefesten fazlasını alamazdık. Sürekli aynı anda, bazen aynı üzüntüde, belki bazen de aynı sevinçte takılı kalmak çok zor hadise. Dedim işte alışkanlık fena şey. Nonda gitti diyen babamın cümleleri iğne gibi acıtınca o an bünyemi, bir kez daha anladım ben bunu. Nonda giderse üzüleceğimi elbet biliyordum; ama bu derece canımı yakacağını asla hesap edemezdim. Evet çok üzüldüm. Anladım biriyle yıllar geçirmek nasıl, onun varlığına aşina olmak nasıl, varlığı sıradanlaşırken bile aslında ona yüreğinizin bağlılığı nasıl. Kewell gidecek falan derken, millet çocuğu dahil her şeyini kesip tarumar ederken, üzerinde yeni intihar şekilleri denemeye hazırlanırken Nonda’nın sessizce gidişi çok şaşırtıp sarstı beni. Kewell’ın gidişi daha fazla üzerdi diye kıyaslamaya girmek istemiyorum. Zira bunun yersiz olduğu çok açık. Biz taraftarlar  olarak ‘kim gitsincilik’ oynarken şunu anladım ki; kim giderse gitsin bu takımdan öyle büyük bir parçanı da alıp götürüyor ki mütamadiyen. Ne farkeder o parçanın az biraz büyük az biraz küçük oluşu? Bu adamlar gönlümüzden gidiyorlar ya. Evimizin bir ferdinden farkları zerre kadar yok ki. Her şeylerini biliyor, her şeylerini takip ediyoruz delice. Öyle ki yeri gelip kaç dakikada bir güldüğünü hesap edip neyi olduğunu bulmaya, çözmeye çalışıyoruz. Bu adamlar, çocuklar yeri gelip bizim abimiz, yeri gelip kardeşimiz oluyor. O yüzden işin gönül köşesini tutmuş biz taraftarların işi olmamalı forumlarda, sözlüklerde ‘kim gitsincilik’ oynamak. Hepsi aynı kapıya çıkıyor sonunda. Adam gibi adam olan her futbolcu giderken yarasını da yadigar bırakıyor kalbe. Nonda gibi tıpkı işte. Ona bilmeden o kadar alışmışım ki. Kızarken bile hem de. Baros geldikten sonra onu fazlasıyla ihmal ettim ben. Hatta Baros çıkıp o girsin istemedim hiç oyuna. Hepsi Galatasaray aşkı ile bağlantılı tabii. Onun ne büyük bir sakatlığı atlatıp da futbol oynadığını biliyor tabii bu bünye. Ama iyi olmadığı zamanlarda insan hep daha fazlasını bekliyor ondan; kızıyor yavaşlığına, kızıyor belki o topa vuran ama vurmuyor gibi gözüken soğukkanlı hareketlerine. Ama futbol işte, olur öyle.

Nonda çok farklı bir insandı. İnsandı her şeyden önce. Adamdı, profesyoneldi, gülen yüzdü, Galatasaraylıydı. Bir kere yüzü asık, trip atarken görmedi bu gözler onu. Saha içinde takım arkadaşı olsun rakip futbolcu olsun kırıcı, yıkıcı, yanlış tek hareketini de görmedim. Dedim ya farklıydı o. Her haliyle. Her daim gülen yüzüyle asla sorun kelimesiyle yan yana anamazdınız onu. Nonda diyince benim zihnimde mütevazi, insancıl, alçakgönüllü, koca yürekli bir dev canlanacak her daim. Onu soranlara ise şöyle anlatırım, tek bir sahneyle. 21 aralık 2008 Galatasaray Beşiktaş maçında penaltı kazandıktan sonra penaltıyı kullanmak için topa yönelmişti Nonda. Araya bir anda Lincoln girdi ve takımın penaltıcısının Baros olduğunu izah edip onun kullanmasının daha iyi oacağını söyledi. Başka biri olsa nasıl davranır bilemesem de Nonda Lincoln’e o an karşı gelmediği gibi penaltıyı gole çeviren Baros’u ilk kutlamaya koşan da oluyordu. Bu Nonda’nın benim için özetidir. Bucasporlu futbolcudan formasını isteme hadisesini ise herkes biliyor zaten. Daha da sayılır onun insanlığını anlatmak için onlarca hadise. Ve şimdi her şeyden ziyade veda zamanı.

Seni çok sevdim ‘Koca Yürek’. Fenerbahçe’ye attığın o golün, her golün, her damla terin ve insanlığın için teşekkürler. Biz seni cidden çok sevdik. Sen de bizi çok sevdin. Tam oyuna girmeye hazırlanırken gelen Baros’un golüne, senin oyuna girmeni engelleyecek gol olmasına rağmen bencillik etmeyerek bizle çocukça sevinen adamsın sen. Asla önce ben demedin; hep biz dedin. Bambaşkaydın. Kimler gelip geçiyor bu camiadan. Göremediklerimiz, gördüklerimiz oldu; göreceklerimiz  ve göremeyeceklerimiz olacak. Ama bilinir ki sadece sarı-kırmızıyı sevenler, o formaya can verenlerin hatıraları tozlanmayacak. Hep taze, hep canlı, hep ilk günkü gibi sahneye konup duracak. Tıpkı senli hatıralarımız gibi.

Yolun açık olsun güzel insan! Haa Keita’ya iyi bakacağız aklın burda kalmasın :)

Şubat 4, 2010 at 11:24 pm Yorum bırakın


Haziran 2017
P S Ç P C C P
« Şub    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

İRTİBAT

tamsahablog@gmail.com

Twitter

follow me

sahaya giren

  • 77,691 kişiden birisin!

Yazar Arşivi

Doctor

best

best