Posts tagged ‘hayata dair’

Gançum Em Ari Ari

Özledim…

Leo Franco’nun bir libero gibi topla oynayışını, gol yediğinde babamın ”bir topu da kurtar be Leo” diyişini bile.

Özledim…

Sabri’nin her maç bir öncekinden daha da fazla ağızları açık bıraktıran performansını izleyip gülümsemeyi ve ”İmpossible is nothing” diyerek Adidas’ın sloganın Sabri üzerinde nasıl güzel durduğunu seyretmeyi.

Özledim…

Servet’in bitmek tükenmek bilmeyen ileri çıkıp gol atma isteğine kızıp, kendi kendime Servet’le konuşuyormuş gibi söylenmeyi.

Özledim…

Gökhan’a bakıp ”İnsanoğlu kuş misali dün nerdeydi bugün nerde. Ve transferi açıklandığında delirirken çoğumuz, artık tıpkı diğerleri gibi seviyoruz. Unuttuk bile o istemediğimiz zamanları, demek ki parçalı böyle bir şey.” demeyi.(İnsan bu kadar uzun şey söylemeyebilir tabii bir bakışta. Hadi biz buna bir kaç bakış diyelim :) )

Özledim…

Hakan’ın son zamanlarda ne kadar form düşüklüğü deselerde standardın altına bence düşmeyen belki biraz eksik gedikli oynar halini, buz adamlığını, bakınca insanı da sakinleştiren sakinliğini.

Özledim…

Mustafa’yı izleyip hayallerimi gerçekleştirme cesaretini bulmayı. Onun hırsında saklı Galatasaray sevgisini, babasının en içten duası gibi Ali Sami Yen’de salınışını görebilmeyi.

Özledim…

Her daim oralarda bir yerde Galatasaray’a aşık bir Emre Aşık olduğunu bilmeyi.

Özledim…

”Mehmet’im Topal’ım çok daha özgüvenle oynayasın, sen bize lazımsın ” diyerek kendimce kafiyeli nasihatlar vermeyi.

Özledim…

”Ayhan sende anlayamadığım, çözemediğim, dilimin ucuna gelen ama dökemediğim ters giden durumlar var.” diyerek düşüncelenmeyi.

Özledim…

Kader’im Keita’nın başımı döndürüşlerini, yüzümde gülücüklerden güneşler açtırışını, gözlerim onu takip ederken çocukken salıncakta sallanırsın ya bir o yana bir bu yana sanki uçuyor gibi hissedersin işte öyle bir nevi uçmayı. ”Futbol bir sanat” diye tekrardan hatırlamayı.

Özledim…

Arda ”gül güldür, coş coştur can hadi” diyip sonra pası yine kendi kendine verdiğini görünce azcık somurtmayı. ”Bu gol sevincinde güldü bak işte” diye deli gibi sevinmeyi, insanın bir futbolcunun da -annenin çocuğunun iyi olduğundan her daim emin olma çabaları gibi- her hali/tavrını takip altına alabileceğini. Takım sevgisini, o takım çatısı altında büyüyenlerin farklılığını bir kez daha anlamayı.(Arda’yı biraz daha özlemeye devam edeceğiz. Zira toparlanması biraz sürecek.)

Özledim…

Elano’nun soğuk mizacının altında yatan asiliği farkedip buna niyeyse mutlu olmayı. Niyesi belli aslında, bize Elanolar gelmiyor, ülkem sevmiyor, tertemiz(!) basınım beğenmiyor falan filan işte. Tüm bu topluluklar eziyorlar bu adamları. Ezilmez diye, diğer içimizde yara kalan (bir tek belki de benim içimde yara kalmıştır bilmiyorum.), ardında yarım yollar bırakan yıldızımız gibi kaplumbağa misali her vurulduğunda kafasını içeri gömmez savaşır diye umutlanmayı.

Özledim…

Barış’ın no-look paslarını.

Özledim…

Aydın’ın her hafta gelecek vadedişine tanıklık etmeyi. (Şaka bir yana ben ondan her halükarda umudu asla kesmiyorum, kesmeyeceğim.)

Özledim…

Uğur’u mekan yedek kulübesi olsa bile sarı-kırmızı içinde sağlıklı, hazır görmeyi.

Özledim…

Kewell’ı gördükçe asaletin asaleti çektiğini öğrenmeyi. Şöyle ki;
Galatasaray=Asalet
Kewell=Asalet
Toplam sonuç Kewell from Galatasaray.

Özledim…

Nonda’nın ne kadar formda olursa olsun Baros’u yine de aramama engel olamayışını, ama yine de bu durumun Nonda’nın can, ciğer oluşunu değiştirmeyişini.

Özledim…

İçinde Baros’un olmadığı kadroyla maça çıkma sayımız arttıkça hüzünlensem de bunun aslında bizi Baros’lu kadroyla maça çıkacağımız günlere yaklaştıran zor haftalardan ibaret olduğunu, aynı zamanda günlerin ilerlediğinin göstergesi olduğunu idrak etmeyi. İçimi tatlı bir kavuşma heyecanı kaplamasını.

Özledim…

Başımızdaki kıvırcık futbol güneşimizin gollere biz gibi sevinişine şu fani dünyada tanıklık edebilmeyi.

Özledim…

Linderoth’u, Emre Güngör’ü, Serkan Çalık’ı her hafta istikrarla yine yeniden özlemeyi.
Kısaca, özetle, yani cancağızımı, canımın parçasını,takımımı

ö-z-l-e-d-i-m

Özledim…

Adam eksiltmeleri, tek pası, direkten dönen topları, verkaçları, duvar paslarını, fuleli adımları, çalımları, defansın arkasına kaçan futbolcuları, topsuz alanda yapılan boş koşuları, tam saha presi ve olmayan b planıyla bloklar arası bağlantıyı bile özledim.

Özledim…

Maç günleri evde olan koşturmacanın içinde kaybolmayı, o gün hayatın durmasını, dışarıya kapılarımızı kapatıp aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor mesajı vermeyi, annemin hiç itibar göstermediğim totemlerine zorla ayak uydurtuşunu bile evet özledim.

Her zaman ara oluyordu şu ligde biliyoruz, alışmadık ama katlanıyoruz. Tamam da ben böyle uzun sürenini hatırlamıyorum. Sanki mevsimler değişti, seneler eklendi üstüne. Bana o kadar uzun geldi ki kelimelerimin boynu bükük kalır, mahçup olur anlatmaya güçleri yetmez. Bir de bu arada yaşanan felaketler de cabası. Basketbolda yaşananlar, Işıl’ın sakatlığı, Arda’nın ve Florya’nın üstündeki grip kabusu…

Burdan var gücümle haykırmak istiyorum milli maç aralarından, tatil aralarından, her türlü ara, mesafe, uzaklıktan nefret ediyorum. Ben futbolsuz ve dolayısıyla Galatsaraysız bir hayat düşünemezken bir haftasonu elbet hiç düşünemiyorum. Sanki çölde susuz, sanki oyuncaksız çocuk, sanki sevdiğinden uzak aşık, sanki gezecek görecek yeri bitmiş, yolları tükenmiş bir gezgin, sanki manzarası silinmiş, renkleri bitmiş ressam, sanki kelimeleri yüzüne bakmayan, bir araya gelmek istemeyen yazar…

Bu satırları okuyanların bir kısmı beni şu an ‘vah vah zavallı’, ‘ay canım yazık yaa’ cümlelerinin öznesi yapıyor olabilirler. Ama inanın mübalağa sanatının zerresini kullanmadım futbolsuzluğu ve Galatasaraysızlığı anlatırken. Cümlelerim yüz de yüz, katıksız, saf samimiyet ve gerçeklik içermekte.

Tek diyebileceğim gün itibariyle lig başlıyor oleeeey! Galatasaray’a kavuşmamız için ise bu yazının başlığındaki gibi ufak bir sesleniş kadar zaman dilimine daha ihtiyacımız var. Ona da oleeey!

Not: Başlık Kardeş Türküler grubunun dinlenesi çok güzel bir şarkısının adı. Ermenice ve Türkçe ”çağırıyorum gel gel” anlamına gelmekte. :)

Kasım 21, 2009 at 4:28 am Yorum bırakın

Galatasaray’da, Pera’da adımlarda, bir yerlerde…

Bir millet burada, bu armanın çevresinde…

GS LOGO

GS LOGO

Ya Siz?

Adımlar Pera’da, Beyoğlu’nda, Lise’de, Mecidiyeköy’de..

Ali Sami Bey

Ali Sami Bey

Ama siz… Hala bizim içimizde, yüreğimizde derinlerde… Bizlerle…

Yüce ruhununuz şad, toprağınız bol olsun Ali Sami Yen Bey…

Temmuz 28, 2009 at 9:40 pm Yorum bırakın

Ah ulan İzmir!

Konak Pier Gün Batımı

Konak Pier Gün Batımı

Bize hep hasret… Ne çok özlüyorum seni bir bilsen. Hani Kemeraltı’ndan taa Alsancak’a yayan salındığım günleri. Hani Kordon’da dostlarla içip eve dönerken otobüste sana da yoluna da sıcağına da sövdüğüm günleri…

Evet bu bir günah çıkarma belki de…

Hasret’in hasatı benim için. O kadar özledim ki o güzel insanları. Periler gibi salınan ince belli kızlarını… Güzelliğine güzellik katan o detayları.

Ya ben kışı bir ceketle geçirmeyi bile özledim.

Denizini kumunu demiyorum bile…

Kemeraltı’nda turşu yemeyi özledim gevrekle.

turşucu

turşucu

Çok özledim Kızlarağası’nda söğüş yemeyi, alışveriş etmeyi, gari demeyi, damla sakızı lokumu ile türk kahvesi içmeyi….

Bitsin artık şu hasret…

Temmuz 9, 2009 at 7:55 pm Yorum bırakın

Dikkat! Fena halde bağımlılık yaratır!

kurabiyeeeee

kurabiyeeeee

evet… mesele bademli kurabiyeler.

diyeceksiniz ki yazın yaz günü ne iş böyle. inanın bende anlamıyorum ama hayatımın tamı tamına 25 senesini bu lezzetten bihaber geçtiğine yanıyorum bu aralar.

sabah yiyorum, akşam yüyorum, yiyorum babam yiyorum.

hele ki komşufırındansa…

daha bir şevkle yiyorum.(!)

siz de bir deneyin bağımlısı olacaksınız, bundan eminim.

Temmuz 9, 2009 at 7:23 pm Yorum bırakın


Haziran 2017
P S Ç P C C P
« Şub    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

İRTİBAT

tamsahablog@gmail.com

Twitter

follow me

sahaya giren

  • 77,691 kişiden birisin!

Yazar Arşivi

Doctor

best

best