Posts tagged ‘futbol’

Papatya Falı

16 Şubat 2010 tarihli Milan-Manchester United maçını sevgili Star Tv;

yayınlayacak,

yayınlamayacak,

yayınlayacak,

yayınlamayacak,

yayınlayacak,

yayınlamayacak,

yayınlayacak…

Yayınlamadı abilerim ablalarım, yayınlamadı. Papatya falından payımıza bu çıktı. Otur evinde, kır dizini; normal insanlar gibi dizini izle dedi. Vallahi böyle dedi. Ben mi ne dedim?

D Smart’ını da al git!

Şubat 16, 2010 at 10:15 pm Yorum bırakın

Körler ve Sağırlar…

Komedi izliyoruz bir süredir. Şu bizim “süper lig” dediğimiz yer hakikaten komik hadiselerin cereyan ettiği bir tiyatro sahnesi gibi… İlginç olan şeylerden başlayalım. Evet; Galatasaray dün Bursa deplasmanında kaybetti. Bırakılan 3 puandan ziyade, 2 haftadır döküntü bir halde görünen takım taraftarın canını bir hayli sıkıyor. Baros’un kuru boklarının arandığı bir sistemde en ilerde Arda’nın başlaması bir hayli ilginçti doğrusu. Şahsen risk alıp Elano’yu ya da ölü haliyle Nonda’yı koyardım ben ne olursa olsun. Yenileceksem böyle yenileyim.

İşin daha üzücü yanı, Bursa’da sahayı terkederken Galatasaraylı oyuncuların kendi taraftarlarınca ıslıklanması ve yuhalanmasıydı. İnsanın zoruna gidiyor. Ama taraftar bu; “sometimes supporters must protest for the sake of the team”.

Bir nokta daha; esprili de olsa abdestsiz halleri ile kurban keserken okuduğumuz tekbiri stadlarında maç sırasında birkaç kere dillendiren Bursa seyircisini kınıyorum. Nasıl ki Ali Sami Yen’de İstiklal Marşı okunurken şeriat işareti yapan kimi kendini bilmezleri kınıyorsam…

Gelelim Kadıköy’e papazın çayırında paşanın sefası vardı bu gece. Taraftar derbideki davranışları ile stadı basına ve protokole açık kendine kapalı hale getirmişti. Komik olan Yılmaz Vural’ın ve Aykut Kocaman’ın söyledikleri… Olmaması lazım kapanmaması lazım ligin kalitesini kendimiz düşürüyoruz biz rakip takım olsak ta seyircili olsaydı keşke falan filan… Seyircisiz oynamak yıldırmıyor milleti orası doğru. Ama ortada bir suç var. Herkes çeksin cezasını arkadaş. Sızlanmasın sonra…

Maça gelince Kasımpaşa farkı kaçırdı Volkan’ın evlere şenlik olduğu günde. İşler kötü gidince Aziz Başkan totem denedi yer değiştirip ama nafile. O esnada Cenk 4. gol için Volkan’ı çalımlamış ve topu auta atmayı başarmıştı. Fener’de mücadele eden adamlar Emre, Bilica, Kazım olmadığında ve buna Alex’in uykulu hali ile Volkan’ın aybaşısı eklendiğinde olanlar oluyor sahada. Bu da gösteriyor ki Daum’un birden depreşen bir çift forvet oynama hissine dair hazır beklettiği bir b planı yok. Ama işler birkaç hafta daha böyle giderse Aziz Yıldırım’ın b planı’nın Aykut Kocaman olup olmadığını öğrenebiliriz bence…

Olayın özü ise şudur; Galatasaray ile Fener el ele verip nasıl Beşiktaş’ı bu yarışa ortak ederizin peşindeler. Hayırlısı olsun. Taraftar bir yanda yırtınıyor ama alemde körlerle sağırlar birbirlerini ağırlıyorlar.

Kasım 28, 2009 at 10:19 pm 1 yorum

Gançum Em Ari Ari

Özledim…

Leo Franco’nun bir libero gibi topla oynayışını, gol yediğinde babamın ”bir topu da kurtar be Leo” diyişini bile.

Özledim…

Sabri’nin her maç bir öncekinden daha da fazla ağızları açık bıraktıran performansını izleyip gülümsemeyi ve ”İmpossible is nothing” diyerek Adidas’ın sloganın Sabri üzerinde nasıl güzel durduğunu seyretmeyi.

Özledim…

Servet’in bitmek tükenmek bilmeyen ileri çıkıp gol atma isteğine kızıp, kendi kendime Servet’le konuşuyormuş gibi söylenmeyi.

Özledim…

Gökhan’a bakıp ”İnsanoğlu kuş misali dün nerdeydi bugün nerde. Ve transferi açıklandığında delirirken çoğumuz, artık tıpkı diğerleri gibi seviyoruz. Unuttuk bile o istemediğimiz zamanları, demek ki parçalı böyle bir şey.” demeyi.(İnsan bu kadar uzun şey söylemeyebilir tabii bir bakışta. Hadi biz buna bir kaç bakış diyelim :) )

Özledim…

Hakan’ın son zamanlarda ne kadar form düşüklüğü deselerde standardın altına bence düşmeyen belki biraz eksik gedikli oynar halini, buz adamlığını, bakınca insanı da sakinleştiren sakinliğini.

Özledim…

Mustafa’yı izleyip hayallerimi gerçekleştirme cesaretini bulmayı. Onun hırsında saklı Galatasaray sevgisini, babasının en içten duası gibi Ali Sami Yen’de salınışını görebilmeyi.

Özledim…

Her daim oralarda bir yerde Galatasaray’a aşık bir Emre Aşık olduğunu bilmeyi.

Özledim…

”Mehmet’im Topal’ım çok daha özgüvenle oynayasın, sen bize lazımsın ” diyerek kendimce kafiyeli nasihatlar vermeyi.

Özledim…

”Ayhan sende anlayamadığım, çözemediğim, dilimin ucuna gelen ama dökemediğim ters giden durumlar var.” diyerek düşüncelenmeyi.

Özledim…

Kader’im Keita’nın başımı döndürüşlerini, yüzümde gülücüklerden güneşler açtırışını, gözlerim onu takip ederken çocukken salıncakta sallanırsın ya bir o yana bir bu yana sanki uçuyor gibi hissedersin işte öyle bir nevi uçmayı. ”Futbol bir sanat” diye tekrardan hatırlamayı.

Özledim…

Arda ”gül güldür, coş coştur can hadi” diyip sonra pası yine kendi kendine verdiğini görünce azcık somurtmayı. ”Bu gol sevincinde güldü bak işte” diye deli gibi sevinmeyi, insanın bir futbolcunun da -annenin çocuğunun iyi olduğundan her daim emin olma çabaları gibi- her hali/tavrını takip altına alabileceğini. Takım sevgisini, o takım çatısı altında büyüyenlerin farklılığını bir kez daha anlamayı.(Arda’yı biraz daha özlemeye devam edeceğiz. Zira toparlanması biraz sürecek.)

Özledim…

Elano’nun soğuk mizacının altında yatan asiliği farkedip buna niyeyse mutlu olmayı. Niyesi belli aslında, bize Elanolar gelmiyor, ülkem sevmiyor, tertemiz(!) basınım beğenmiyor falan filan işte. Tüm bu topluluklar eziyorlar bu adamları. Ezilmez diye, diğer içimizde yara kalan (bir tek belki de benim içimde yara kalmıştır bilmiyorum.), ardında yarım yollar bırakan yıldızımız gibi kaplumbağa misali her vurulduğunda kafasını içeri gömmez savaşır diye umutlanmayı.

Özledim…

Barış’ın no-look paslarını.

Özledim…

Aydın’ın her hafta gelecek vadedişine tanıklık etmeyi. (Şaka bir yana ben ondan her halükarda umudu asla kesmiyorum, kesmeyeceğim.)

Özledim…

Uğur’u mekan yedek kulübesi olsa bile sarı-kırmızı içinde sağlıklı, hazır görmeyi.

Özledim…

Kewell’ı gördükçe asaletin asaleti çektiğini öğrenmeyi. Şöyle ki;
Galatasaray=Asalet
Kewell=Asalet
Toplam sonuç Kewell from Galatasaray.

Özledim…

Nonda’nın ne kadar formda olursa olsun Baros’u yine de aramama engel olamayışını, ama yine de bu durumun Nonda’nın can, ciğer oluşunu değiştirmeyişini.

Özledim…

İçinde Baros’un olmadığı kadroyla maça çıkma sayımız arttıkça hüzünlensem de bunun aslında bizi Baros’lu kadroyla maça çıkacağımız günlere yaklaştıran zor haftalardan ibaret olduğunu, aynı zamanda günlerin ilerlediğinin göstergesi olduğunu idrak etmeyi. İçimi tatlı bir kavuşma heyecanı kaplamasını.

Özledim…

Başımızdaki kıvırcık futbol güneşimizin gollere biz gibi sevinişine şu fani dünyada tanıklık edebilmeyi.

Özledim…

Linderoth’u, Emre Güngör’ü, Serkan Çalık’ı her hafta istikrarla yine yeniden özlemeyi.
Kısaca, özetle, yani cancağızımı, canımın parçasını,takımımı

ö-z-l-e-d-i-m

Özledim…

Adam eksiltmeleri, tek pası, direkten dönen topları, verkaçları, duvar paslarını, fuleli adımları, çalımları, defansın arkasına kaçan futbolcuları, topsuz alanda yapılan boş koşuları, tam saha presi ve olmayan b planıyla bloklar arası bağlantıyı bile özledim.

Özledim…

Maç günleri evde olan koşturmacanın içinde kaybolmayı, o gün hayatın durmasını, dışarıya kapılarımızı kapatıp aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor mesajı vermeyi, annemin hiç itibar göstermediğim totemlerine zorla ayak uydurtuşunu bile evet özledim.

Her zaman ara oluyordu şu ligde biliyoruz, alışmadık ama katlanıyoruz. Tamam da ben böyle uzun sürenini hatırlamıyorum. Sanki mevsimler değişti, seneler eklendi üstüne. Bana o kadar uzun geldi ki kelimelerimin boynu bükük kalır, mahçup olur anlatmaya güçleri yetmez. Bir de bu arada yaşanan felaketler de cabası. Basketbolda yaşananlar, Işıl’ın sakatlığı, Arda’nın ve Florya’nın üstündeki grip kabusu…

Burdan var gücümle haykırmak istiyorum milli maç aralarından, tatil aralarından, her türlü ara, mesafe, uzaklıktan nefret ediyorum. Ben futbolsuz ve dolayısıyla Galatsaraysız bir hayat düşünemezken bir haftasonu elbet hiç düşünemiyorum. Sanki çölde susuz, sanki oyuncaksız çocuk, sanki sevdiğinden uzak aşık, sanki gezecek görecek yeri bitmiş, yolları tükenmiş bir gezgin, sanki manzarası silinmiş, renkleri bitmiş ressam, sanki kelimeleri yüzüne bakmayan, bir araya gelmek istemeyen yazar…

Bu satırları okuyanların bir kısmı beni şu an ‘vah vah zavallı’, ‘ay canım yazık yaa’ cümlelerinin öznesi yapıyor olabilirler. Ama inanın mübalağa sanatının zerresini kullanmadım futbolsuzluğu ve Galatasaraysızlığı anlatırken. Cümlelerim yüz de yüz, katıksız, saf samimiyet ve gerçeklik içermekte.

Tek diyebileceğim gün itibariyle lig başlıyor oleeeey! Galatasaray’a kavuşmamız için ise bu yazının başlığındaki gibi ufak bir sesleniş kadar zaman dilimine daha ihtiyacımız var. Ona da oleeey!

Not: Başlık Kardeş Türküler grubunun dinlenesi çok güzel bir şarkısının adı. Ermenice ve Türkçe ”çağırıyorum gel gel” anlamına gelmekte. :)

Kasım 21, 2009 at 4:28 am Yorum bırakın

Merdivenlerden Çıkıp Çim Sahanın Görüldüğü İlk An*

Ali Sami Yen

hayatta tutunduğun en yüce şeylerden biri belki de..
basamağın sonunda, o anda karşına çıkacak olan.
o çimlerden, o yerlerden kimler geldi geçti ama..
senden önce, senden bihaber.. her biri ayrı bir hikaye.
sen sadece en sevdiklerini anarsın o an..
ya da en çok sen kokanları hatırlarsın.
ama hepsi ile birlikte sende bir hikayesindir
o mabedde..
ama bunu mabed bilir sen bilemezsin..
sen ki;
ağzıbozuk fenerli kıza el kaldırdın lisede
kendince delikanlılığı bozdun cimbom için belki de..
sen ki;
baban üst-baş al diye para yolladığında
yedin o paraları hep o renkler uğruna..
helal ettin içinden gık demeden..
işte bu yüzden hep içindeydi senin sevdan ona karşı
yense de yenilse de o parçalı beyefendiler..
çünkü bu senin sevdandı..
sen o mabedde başkalarının baş köşesinde olmasanda
kendi gönül köşende
bambaşka bir hikayeydin belki de..
bu yüzden sen mabedde bir yürektin sadece
ama;
mabed ise,
onu gördüğün her an
günahlarından arındığın
sana ait sarı kırmızı bir gülbahçe.

(Kale arkasında doğup büyüyen Galatasaraylı Tribün Çocuklarına atfedilmiştir.)

*Şiir ilk olarak  17/02/2009 tarihinde tarafımdan Galatasaray Sözlük‘te kaleme alınmıştır.

Eylül 8, 2009 at 10:49 am Yorum bırakın

Duran Top Ustası

usta ayak

usta ayak

Ağustos 24, 2009 at 9:57 am Yorum bırakın

Ben Bugün Pep Olmak İstiyorum…

ibracadabrabarcelona

ibracadabrabarcelona

Futbol Bitti! Pes’de Bitti Sayılır artık!

Bundan sonra Pes’de Barça’yı almak kavga sebebidir. Baştan mızık mızık oynamazık ona göre!

Serie A’daki son freestyler, (Ronaldinho 2 senedir toprak oldu) son karmacı, son zenist, son budist, son bla bla artık La Liga‘da. Evet haberi okuduğumdan bu yana http://www.fcbarcelona.cat erişilmezleri oynuyor. Erişemedim, eremedim, giremedim. Koyverdim gitti ondan sonra. Sonra birden aklıma eski dost http://www.goal.com geldi. Oraya bakayım dedim. Evet doğruymuş. İbra basına tanıtılıyormuş.

Messi-İbra-Henry. Da da da dannnnn!!!!  Zaten Birleşik Devletler Hava Kuvvetleri’de F-22 Raptor’lar için özel bir 3 başlı lazer güdümlü bomba sistemini geliştirdiğini dünyaya duyurma hazırlıkları içerisindeydi(!). Bu nasıl iştir arkadaş?! Bu adamlar normalde bir reklam çekimi için biraraya gelseler ortaya a little less conversation, a little more action tarzı oyunlar çıkmıyor muydu?

Yani ne bileyim artık CL’de finali çift ayaklı mı yaparlar, efendime söyleyeyim İspanya’daki kulüplere Barcelona’ya karşı 11+1’e izin mi verirler bilemem! Hani geçen 2 sene boyunca İnter maçlarında ver anam İbra’ya yaslan geriye oh 1-0, 2-1 al maçı… Adam tek başına alıyordu maçları. Türkiye’de Kubilay Türkyılmaz 2 hafta Galatasaray’ı taşıdı mı “Kubi-Lay-Lay-Lom!” diyordu bizim basın. İtalya’da Mourinho takım olarak(!) İbra‘nın hastasıyız diyordu. Şimdi Xavi ve Iniesta’da zorlanacak. Kime atsam kime atsam… Hmm. Ben ortaya atayım kapan zaten golü yapar. Bu nasıl iş yahu? Hiçbirini bulamazsan at artık İbra’ya yat sende. Doğru mu, doğru!

Messi’yi, Henry’yi anlatmayalım ayıp olur. Bir önceki yazıda onları Olympos Dağı’nda gümüş kaseden çekirdekli siyah üzüm yiyen futbol ilahları yapmıştık. Bir de İbra geldi şimdi…

Bir de şu var.

Zlatan Ibrahimovic&Ronaldinho

Zlatan Ibrahimovic&Ronaldinho

Barcelona taraftarlarını kıskanıyorum artık. Önce Stoickhov, Romario, sonra Rivaldo, daha sonra Ronaldinho, Larsson… Şimdi Messi, Henry. Daha da bir şey demem!

Herşey çok ilginç olacak çooook.

Kolay gelsin Commander Pep!

Ne demiş Ninja Turtle Michelangelo:

-Hadi bakalım başlıyoruz! Cavabangaaaaaaaaaa!

Temmuz 27, 2009 at 7:41 pm Yorum bırakın

Minik Kuş(!) Yolcu…

Duyduk ki Portsmouth Peter Crouch için Totenham’ın yaptığı teklife okeyto demiş… E tabi ekonomik olarak rahatlamak isteyen Pompey’ler ve 12 milyon avro(!). Crouch o kadar eder mi etmez mi orası tartışılır ama. Henry Barça’ya 24 milyon avro’ya gitmişti mesela. Hmm yani pahada Henry eğer x ise, Crouch=2X*  demek oluyor. Ya bu paralar ne böyle anlamıyorum gerçekten.

Harry Redknapp cidden kafası dumanlıyken mi yaptı bu teklifi ne?!

Minik Kuş

Minik Kuş

Herneyse. Birazda eğlenelim madem. Bu minik kuş(!) kardeşimiz o boyu ile GeretS döneminde bize böyle bir vole sallamıştı. Kariyerinin vuruşudur bence. Paylaşayım istedim bu görüntüsünü. Ama o paraya değmezsin sen Crouch.

*(yukarıdaki x Crouch’un leylek misali boyundan dolayı büyük yazılmıştır)

Temmuz 26, 2009 at 11:26 am Yorum bırakın

İbram Çavuş

Dünya’nın dört bir tarafında Eto’o&İbra takasının Hleb(!) engelinin aşılmasından sonra biteceği yazılıyor. Hatta sizler bu post’u okurken İbra hatunu ile el ele sözleşmesini imzalamak için Barcelona’ya inmiş, Laporta tarafından ise akşama kıyak bir tapas ziyafeti için güzel bir mekandan yer ayırtılmış olabilir.

ibram çavuş

ibram çavuş

Bu adam gerçekten fantastik bir oyuncu. O’nu ve yeteneğini tartışmaya açmak saçmalıktan öte bir şey bence. Hatta şu anda hayallerinin peşinden gitmek istemesi ona duyduğum saygıyı kat be kat arttırdı diyebilirim. Buna benzer bir durum iki sezon öncesinde gerçekleşmişti. Thierry Henry Arsenal’den ayrılırken ardında duygu yüklü bir mektup bırakmıştı. Aynen aşağıdadır dedikleri. İndirin. Açın magnifier’ı okuyun ve adamın dediklerine bir bakın…

alnıma koyarken veda buseni....

alnıma koyarken veda buseni....

Şimdi diyeceksiniz ki ne alaka. Bekleyin geçenlerde Arsene Wenger şöyle bir demeç verdi;”Henry bana gelip 3 yıl sonra çok iyi bir takım olacağımızı ama o’nun o kadar vaktinin kalmadığını ve o kupayı çok istediğini söyledi. Gitmek istiyordu, kal diyemezdim.

Evet. Uyandınız değil mi? Mektuptaki herşey uydurmacaydı yani. Bir adam ve hayali. Bir şekilde gerçekleşti işte, Barcelona ile. Şimdi bu yoldan bu sefer İbram Çavuş geçecek. Dilerim sonu NBA‘de şampiyonluk için Utah Jazz’dan ayrılan Salt Lake City efsanesi Mailman Karl Malone gibi olmaz.  Hani son takas ile sistemli bir 4-3-3 izleyeceğiz İnter‘de. Ayrıca 40 yıldan fazladır kupa 1leri yok müzelerinde. Hani şimdi şampiyon olurlarsa hasbel kader, yanarım İbram Çavuş’a.

Öte yandan; Ajax’tan ayrıldığında arkasından partiler verilen(!) bir adam için nasıl bir karşılama olur bilinmez Katalunya’da ama freestyle futbolun en yaratıcı ileri üçlüsü, hoptekçi C. Ronaldo hariç, artık Katalunya’da ikamet edecek. Henry, Messi, İbrahimovic.

Vay anam vay! Aklıma yine basketboldan bir benzetme gelecek. Worthy, Johnson, Abdul-Jabbar ve show time basketball; Kukoc, Pippen, Jordan real time basketball…

Artık Katalunya ve Camp Nou futbolun Olympos‘u olarak görülecektir. Zeus Messi ise, Dionysos Henry, Apollon’da İbrahimovic olmuştur.

Hadi hayırlısı…

P.S: Bizim Forlan olayı yalan oldu tabii.

Temmuz 25, 2009 at 9:29 pm Yorum bırakın

Kung Fu

Rino Gattuso‘nun o eşsiz mimiklerinden biri.

Kung fu

Kung fu

Birazdan parmakları ile burnunu kaşıyıp “gel lan buraya!” diyecek sanki.

Bu da Gattuso’nun oynadığı(!) bir filmden küçük bir kare(!).

kung fu

kung fu

Temmuz 11, 2009 at 9:03 am Yorum bırakın

Karim Benzema Real Madrid’de

15bin insan evladının önünde tanıtılmış.

ronaldo ve ricky‘den sonra az gelir real’e de az gelir, perezime karyola dar gelir.

başka kim kaldı?

messi?

yok artık lebron!

ribery?

perez bu belli mi olur?!

ama bir adam daha var işin içinde alıyor malı eve getiriyor. şampiyonlar ligi finali’nde şimdilerin minibüs şoförü r.carlos keserken sol ayağı ile voleyi yapıştıran bir zattır kendisi. o vole ki m. ballack o anı izlemiştir sadece. top kaleye girdiğinde yani… top kaleye giderken yani… bu zat bir de bacısına karısına küfretti diye bir italyan kasabını kafası ile doğramıştır sahada… hem de dünya kupası finalinde.  sonra kimse benim bacıma karıma sövemez demiştir, pişman değilim demiştir.

bir ödül töreninde birlikteykene

bir ödül töreninde birlikteykene

evet, o belalı saygı duyulacak kelden söz ediyorum.

işin para tarafı perez’den ikna yanı alıp getirmesi gizliden gizliye bu adamdan…

tebrikler zizou…

.

Temmuz 9, 2009 at 8:57 pm Yorum bırakın

Kaptan 2013’e dek gemisinin başında!

gerrard

gerrard

Liverpool Steven Gerrard’ın sözleşmesini 2013’e dek uzattı.

Hayırlı uğurlu olsun demek düşüyor. Geçen günlerde kafasının bir dönem epey karıştığından söz ediyordu Steve-G.

Taş yerinde ağırdır.

Sen de öyle ol, öyle kal.

Temmuz 9, 2009 at 7:15 pm Yorum bırakın

WANTED!

fifa konfederasyon kupası

fifa konfederasyon kupası

italyanlardan sonra dün de ispanyollar addios dedi… onları elemek kolay iş değil.

belli ki bu kupa fena halde isteniyor… Bradley ve takımı tarafından.

bakalım bir rüya gerçek olacak mı?

daha nereye yürüyecekler?

Haziran 25, 2009 at 4:44 pm Yorum bırakın

Go Home Azzurri!

italya logo

italya logo

dün akşam futbol ile ilgili güzel bir ders aldı dünya…

bu oyunda kim çok isterse o kazanıyor.

abd sempatizanı falan değilim adil bakmaya çalışıyorum olanlara sadece. gök mavililerin bu turnuva boyunca tek kazançları milli kadro havası alıp gelen santon ve biraz daha uluslararası deneyim kazanan montolivo -ki dün akşam berbattı!- olacak.

abd‘ye gelince… hakettiler ve söke söke aldılar tur vizesini. demekki goal serisinde bir hispanikin, santiago munez, gösterdiği kadar varmış o topraklarda gelişim. adamlar en azından istiyorlar. sonrası olsa da olur, olmasa da…

zaten kaybederken bile güzel olmayı bilmek rekabetin hoş olan yüzü değil midir?

o zaman bir zamanlar “go home yankees!” denilenlerden italya’nın güneyine postalananlara gitsin…

arrivederci Azzurri!

Haziran 22, 2009 at 4:31 pm Yorum bırakın

baba

baba&oğul

bugün babalar günü. hani her günün bir anlamı vardır ya kimileri için, işte tam da öyle günlerden biri… her ne kadar herkesin üzerine savurduğu, kapitalizmin mal satmak ve para kazanmak için uydurduğu günlerden biri bu denilen bir gün olsa bile hepimize herkese gerekli bir gün bu…

herşey bir tarafa, açıkçası işin meta yanı beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. hediye alırsın almazsın o tamamen sen ve parasal durumun ile ilgili ama ana için baba için hatırlanmak şahane bir his olmalı, olabilmeli. onlara hatırlayanları sevenleri olduğunu, ömürlerinde senede bir gün bile olsa onların birileri için ne kadar özel bir anlam ifade ettiklerini göstermek ve yine hiç çekinmeden bir seni seviyorum, iyi ki varsın sözlerini işitmelerini sağlamak…

bunlar önemli meseleler… yapılması gereken şeyler.

bize “evlat” diyen “oğul” diyen adama şükranlarımızı sunacağımız gün bugün. ölene dek bize baksa ses etmeyecek adamın günü bugün. sana ilk topu veren topa nasıl vuracağını, hangi takımı tutacağını ve nasıl adam olacağını öğreten adamın günü bugün. sen top oynarken ayakkabını yırttığında annenden zılgıtı yememen için sana arka çıkan, “alırız yenisini hatun o çocuk kızma ona” diyen adamın günü bugün. 40 yaşına gelse bile 70‘lik haline bakmadan üşüyen oğlunun sırtına cekedini atacak adamın günü bugün. paraya sıkıştığında hızır gibi yetişecek adamın günü bugün. içinde dağlar devrilirken sen üzülme diye yüzü gülecek olan adamın günü bugün…

herkesin bir babası var, evet. kimininki sağ, kimininki ölü, kimi belki hiç tanımadı babasını ama hep hayal etti istedi onu… hepimizin hayatı bir hikaye işte. bir yerlerde dönüyor. ama bir gerçek var; onun gibi olmayı baba olduğumuzda öğrenebileceğiz.

tüm babalarımızın babalar günü kutlu olsun.

Haziran 21, 2009 at 10:03 am 1 yorum


Kasım 2020
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  

İRTİBAT

tamsahablog@gmail.com

Twitter

follow me

sahaya giren

  • 78.777 kişiden birisin!

Yazar Arşivi

Doctor

best

best