Yazar Arşivi

GALATASARAY:1 BEŞİKTAŞ:2

Hayatımda ilk defa zirveden bu kadar uzakta oynanan bir derbi maçına gittim dün. Galatasaray’da sıkıntılar malum; yönetim çatlak, futbolcular sakat vs.  Beşiktaş da bizim geçen sene geçtiğimiz tünele girmiş, çıkışı ararken ha bire duvara çarpıyordu haftalardır. Bu şartlar altında ne bir derbi heyecanı vardı ne de maçtan bir kalite beklentisi.. Zaten maça gelenlerin bir çoğu Sami Yen’de son derbi diyerek almıştı biletini. Bir de Beşiktaş maçı rahatlığı vardı üzerimizde ama bu sefer olmadı.

Hagi bizim için çok özel bir adam. Kötü bir şey söylemek eleştirmek zor ama anlayamadığım bazı şeyler var. Mutlaka Hagi’de bunların bir cevabı vardır ama ben bir çok ihtimali düşünüp bunların cevabını bulamadım. Hagi gerçekten Galatsaraylı bir adam. Bu zor zamanda görevi kabul etmesi para pul iş güç için değil tamamiyle bu nedenledir. Anlayamadığım şeyler Misimovic olayıyla başlıyor. Hoca Hagi olduğuna göre bu kararın onun tasarrufu olduğunu kabul ediyorum öncelikle. Taşın suyunu sıkmak için göreve geldikten sonra taşın en çok su çıkacak parçasını bu kadar çabuk koparıp atmasını algılayamıyorum mesela. Misimovic olmayınca Sabri’yi ortaya çekip sağ beke Ali Turan’ı çekmek zorunda kaldı. Quaresma’sız hücum yönü zayıf olan Beşiktaş’a alternatif yaratmaktan başka bir işe yaramadı bu hamle. Bütün planı geride bekleyip Guti’nin atacağı toplarla gol aramak olan Beşiktaş Ali Turan’ı görünce hemen Holosko’yu sola çekti ve hücumda maden buldu. Sonuç olarak da 20 metre Holosko’yu kovalayan Ali Turan ceza sahasında adamın ayağına kayma gereği hissetti nedense. Bunu halı sahada yapana bile ilk defa mı top oynuyorsun diye sorarlar. Forveti olmayan takımda Sabri’yi öne atıp orta yapması da beklenmiyeceğine göre Sabri’yi öne atmak bence bariz bir hataydı. Sahada Holosko’yla beraber en hızlı adam sendeyse ve mevkisi sağ bekse onu Holosko’nun karşısına koyarsın. Ama Misimovic olmayınca Mehmet Batdal’a da güvenemeyince kendi kendini buna mecbur etti. Yine de Barış alternatifi düşünülmeliydi kesinlikle. Takımda zaten yeteri kadar kendi mevkisi dışında oynamak zorunda kalan oyuncu varken Ali Turan’ı sağ bek daha sonra da Servet’i çıkarıp Cana’yı stopere koymak gereksizdi. Devre arasında ve gelecek transfer döneminde Hagi’nin yapacakları daha da önem kazandı artık. Çünkü yapılanlar, ‘ama takımı kendi kurmadı ki’ diyerek açıklanabilecek şeyler değil sanki.

Beşiktaş da dibe vurmuş bir halde çıktı bu maça. Ernst ve Aurelio ile orta sahalarını güçlü tutmaya çalışsalar da hem pozisyon verdiler hem de sezon başından beri hiç olmadığı kadar geriye yaslandılar. Fakat daha 8. dakikada attıkları penaltı golünün avantajını da iyi kullandılar. Bizim orta saha boşalınca Guti’ye öyle bir alan kaldı ki o kalitedeki bir adamın asist yapmaması mucizeydi. O da topu Nobre’nin kafasına koydu adeta. 60’ların futbolu diyen Schuster pek de modern bir görüntü çizmedi dün ama yine de Rijkaard’a ağıt yakan ben bu adamın Türkiye’de kalmasından yanayım, umarım Beşiktaş bunu becerebilir.

Maçın hakemi Cüneyt Çakır şampiyonlar liginde maç yönetiyor ama burada yaptığı işleri anlamak zor. Manasız sarı kartlar, aynı pozisyondan birine devam deyip 10 saniye sonra aynısına faul çalmak gibi tutarsız kararlar, avantaj uygulamaları çoğu kez hatalıydı. İlk yarıda aleyhimize, ikinci yarıda ise lehimize ama istediğimiz herkese aynı muamele. Demek ki hakemler ya renklerden sıyrılamıyorlar maçlara çıkarken ya da onlar da maç seçiyor.

Taraftar nihayet tepkiyi doğru yere yöneltti ve yönetimi istifaya davet etti. Bu sürede kaybettiklerimize daha çok yanarız. Koltukların sökülmesi ise taraftarın çıldırmasından dolayı değil, Ali Sami Yen’den hatıra almak içindi bunu not düşelim. Adnan Polat kadar da kimse bu taraftarı kandırmamıştır sanıyorum. Artık tek beklentimiz bu şerden hayır çıkması olacak ama ne olursa olsun biz mabetten ayrılırken son iki derbiyi kaybetmiş olarak ayrılacağız. Oysa biz orda kimleri devirdik, kimler korkarak geliyordu, kimler galibiyet yüzü görememişlerdi. Guti’ye Beşiktaş formasıyla nasip oldu mesela…

yazan: hadomer

Kasım 29, 2010 at 2:48 pm Yorum bırakın

FENERBAHÇE:0 GALATASARAY:0

Galatasaray yıllardır kazanamadığı Kadıköy’e her sene bu sefer kazanıcaz inancıyla gidiyor fakat 10 yıldır bunu başaramıyordu. Bu sene de henüz fikstür belli olur olmaz herkes ilk olarak Kadıköy deplasmanının tarihine bakmıştı. Öyle ya bu sene o seneydi artık. Ama işler Galatasaray için kötü başlamıştı ve bir türlü toparlanamayınca da Frank Rijkaard-Johan Neeskens ikilisi gönderilmiş yerlerine tüm taraftarın kabul edeceği tek isim olan Gheorghe Hagi getirilmiş Tugay Kerimoğlu da altyapıdan Hagi’nin yardımcılığına terfi etmişti. Ve tüm bu değişikliklere derbiden sadece 5 gün önce başlanmış ve 3 gün kala da sonlandırılmıştı. İşte tüm bu şartlardan ötürü Fenerbahçeliler zaten Kadıköy’de bir şekilde galip geldiklerini bildiklerinden tarihi farktan bahsederken, Galatasaray adının ne demek olduğunu özümsemiş insanlar ise o işin o kadar kolay olmadığını biliyor ve belki de bu 10 yıllık süreçteki en inançlı halleriyle bekliyorlardı maçı.

Maçın başlamasıyla ölü dedikleri Galatasaray’ın inancını gören Fenerbahçeli futbolcular sahada, taraftarlar ise tribünde şok olmuşlardı. Sahada Galatasaray takımı tribünde de taraftarı bir anda üstünlüğü ele geçirmiş, Kadıköy’deki o psikolojik eşik aşılmıştı ve Kadıköy’deki en büyük sorun olan futbolcuların kapasitelerinin çok altında kalma sorunları da yoktu artık. Burası Sami Yen burdan çıkış yok sesiyle inleyen Kadıköy’de Galatasaray had bildiriyordu adeta.

Hagi orta sahayı Ayhan, Mustafa Sarp, Lorik Cana üçlüsüyle sert tutup önlerine sağ tarafa Elano’yu sol tarafa da Misimovic’i koyarak Baros’un yokluğunda forvet oynattığı Pino’yu bu ikilinin atacağı toplarla kaçırmak istemiş ve mümkün olduğunda da orta sahayı Pino’nun yanına sızması için görevlendirmişti. Nitekim Elano da Misimovic de kanatlardan orta yapmak yerine ya Pino’yu ya da geriden gelen adamı(genellikle Sarp oldu bu) yerden attıkları toplarla buluşturmayı denediler. Pino’nun üstün performansı sayesinde de bu toplarla ilk yarıda özellikle tehlike yaratmayı başardı Galatasaray ama golü bulamadı.

Hücum tarafında çok fazla planı yoktu Hagi’nin zaten alternatifi de yoktu. Baros, Kewell, Arda kadroda bile yoktu. Bu 3 ismin öneminden bahsetmeye gerek yok sanırım. İşin savunma yönünde ise en uçtaki Pino’dan itibaren herkes müthiş çaba gösterdi. Lugano ve Yobo ikilisinden top almak için 1 2 metre kadar yanlarına yaklaşan Emre’nin oyununu o noktada Pino bozdu. Pino’nun yetişemediği veya geçildiği durumlarda ise Emre ve Alex Cana-Ayhan-Sarp üçlüsünün arasında kayboldu. Haliyle oyunu kanatlara yıktılar fakat o zaman da sağda Sabri-Elano, Stoch-Caner ikilisine üstünlük sağlayıp solda da Misimovic-Hakan Balta ikilisi, Gökhan-Dia ikilisiyle başabaş mücadele edince Fenerbahçe adeta çaresiz kaldı.

Hagi, daha sonra Misimovic-Barış değişikliği ile orta sahayı daha da sertleştirdi. Aykut ise Alex’i oyundan alarak ve de Semih’i oyuna sürerek karşılık vermek istedi ama Fenerbahçe’nin bu haliyle fizik gücü yüksek takımlarla başedebilmesi hiçbir değişiklikle sağlanamazdı. Hagi’nin belki de en büyük yanlışı Elano’yu ortaya çekmek adına Sabri’yi öne çıkarıp beke Serkan’ı sokması oldu. Stoch ilk kez bu andan sonra sıfıra inmeyi başardı ama onun da bu driblingleri yapacak gücü yoktu o dakikalarda.

Galatasaray Kadıköy’den hem hücumda hem de savunmada mükemmele yakın şekilde yardımlaşarak çıkmayı başardı, galibiyeti de kaçırdı. Hagi 2 günde bu takıma motivasyondan başka bir şey veremezdi o da onu yaptı. Her ne kadar dizilim bambaşka olsa da Fenerbahçeli oyuncuların biraz da sinirle yaptıkları agresif preslerden yardımlaşarak küçük üçgenlerle çıktı Galatasaray tıpkı Rijkaard’ın onlardan istediği gibi. Yani dünkü maçta Rijkaard’ın katkısını inkar etmemek; motivasyon ve özgüven eksiği olan takıma da bunları 2 günde aşılayan Hagi ye de teşekkür etmek gerekir.

Son olarak maç sonunda yaşanan Sabri’nin üçlü çektirme olayını beraberliğe bile seviniyorlar şeklinde değerlendirenlere de değinelim. Ben stattaydım. Hiç kimse beraberliğe felan sevinmiyordu. O üçlü çekerkenki coşku, ölü denilen Galatasaray’ın yıllardır kendisine sıkıntı yaratan Kadıköy’de ayağa nasıl kalktığını görenlerin duyduğu gururdan kaynaklanıyordu. Beraberliğe bile sevindi diyenler ellerindeki tek başarı olan Galatasaray’ı Kadıköy’de sürekli yenmek olanlardan başkası değildir. Buna itibar edenler de Galatasaraylı değildir.

yazan: hadomer

Ekim 26, 2010 at 1:19 pm Yorum bırakın

Hakan-Arda-Referandum

Uzun bir zamandir gundemi mesgul eden referandum sona erdi. Sonuclari bu yazinin konusu olamaz tabi ki ama bu referandum surecinde biz Galatasaraylilari alakadar edecek iki olay oldu. ilki;  Hakan Şükür’un AKP Diyarbakır mitingine katılıp evet kampanyasına destek vermesi, ikincisi ise Belcika macindan sonra Arda Turan’in basbakanla yaptigi telefon gorusmesi.  Hakan Sukur’un o mitingde yer almasi eleştiri konusu oldu ama asil tartışılması, eleştirilmesi gereken noktalar üzerinde yeteri kadar durulmadı. Tabi ki konuşanlar dile getirenler oldu ama tartışma daha ziyade Hakan Şükür’ün siyasi görüşü üzerine oturdu.  Hakan Şükür-Fethullah Gülen ilişkisi malum olduğundan, Hakan’ın Diyarbakır mitingine katılması, siyasi görüşten öte gülen cemaatinin insanların hassas olduğu değerler üzerinde bir tehdit unsuru olarak görülmesinden mütevellit farklı algılandi ve reaksiyon da ona göre büyük oldu. Anlasilabilir bir durum ama her ne olursa olsun eleştiri ile hakaret birbirine karismamaliydi.

Peki esas elestiri konusu olmasi gereken noktalar nelerdi? Bana göre bunlar, devlet televizyonunda çalışan birinin bu propaganda içerisinde yer alması ve de bunu Diyarbakır mitinginde yaparak oradaki yüksek tansiyonu Galatasaraylı kimliğiyle düşürmeyi amaçlamasıydi. Zaten sporcu kişiliğiyle tanınan, sevilen insanların siyasi konular üzerine görüş beyan etmesini, kitleleri etkilemeleri açısından yersiz buluyorum. Sanatçılar da kitleleri etkileyen insanlar ama sanat-siyaset ne kadar iç içeyse spor-siyaset de o kadar birbirinden ayrık. Cunku sanatci dunya gorusunu sanatina mutlaka yansitir ve siz de ona gore seversiniz ama sporda bu yoktur. Bir sporcuyu her siyasi gorusten insan sevebilir ve hayranlik duyabilir, dolayisiyla da onun bir siyasi gorus belirtmesi kitleleri etkileyip yonlendirmek demektir. Tum bunlarin buyuk bir kitle tarafindan es gecilerek baska seylerin baska nedenlerle konusulmasi ve asagida bahsedicegim benzer olaya bakisin farkli olmasi asil vurgulamak istedigim konu esasinda.

Arda ve basbakanin telefon gorusmesi meselesinde ise tam tersi bir hava olustu. Kaldi ki Arda net olarak bir sey soylememis olmasina ragmen soylediklerine mana yuklendi. Helal olsun kocuma dendi. Simdi ben AKPnin baktigi yerin tam tersinden bakiyor olsam da buradaki iki yuzlulugu gormezden gelemem. Insanlarin kendi fikirlerinden olana aslan kaplan deyip karsit gorus beyan edenleri yerin dibine sokmasi mide bulandiriyor cunku. Arkadas sen Hakan Sukur’e siyasi goruslerinden vurup Arda’nin aciklamalarindan zoraki bir sey cikarmaya calisiyorsan en kibar ifadeyle haksizlik ediyorsun.

Bu iki olay aslinda ulkenin nasil bir kutuplasma icerisinde oldugunu gosteriyor. Kendinden olmayani o kadar oteki goruyor ki insanlar, Galatasaray efsanesi olmasina ragmen Galatasaraylilar tarafindan hakarete ugruyor Hakan Sukur ya da bizden bu cocuk demek icin kelimeler cimbizla cekilip aha Arda basbakana ayar verdi deniliyor. Ben dusuncelerimi yukarida acikladim ama esas meseleleri atlayip da boyle ikiyuzluluk icerisinde olanlarin bir karar vermesi gerekiyor. Ya adam gibi, sporcularin bu islere karismamasi gerektigini soyleyip, o fikir bu fikir demeden siyasi soylemde bulunan her topcuyu elestirecekler ya da kendilerinden olmayanlarin da konusmalarina saygi gosterecekler.

yazan: hadomer

Eylül 14, 2010 at 12:14 pm Yorum bırakın

GALATASARAY 2010-2011

2010-2011 sezonunun 3 haftasi geride kaldi. Sancili basladik her manada. daha once hic sahit olmadigim bir ruh hali icerisindeydi herkes. Bir cok kisi umudunu daha bastan yitirmis, kombineler satiliga cikmis, lig tv abonelikleri gozden gecirilmeye baslanmisti. Haklilik paylari da vardi bunu yapanlarin belki. Cunku gecen sene catir catir transfer yapan haldun ustunel yoktu. transferler de gecikince bu is Haldunsuz olmayacak galiba hissiyati iyice pekisti. Bence burada biraz kalanlara haksizlik yapildi. Tabi ki Haldun Ustunel isini cok iyi yapiyordu, Rijkaaard’i ikna etmesi bile bunun en buyuk gostergesi. Belli ki ikili iliskileri kuvvetli, ikna kabiliyet yuksek, genc ve modern gorunumlu bu adamin biraktigi izlenim transferlerde etkili olmustu. Belki tum bu ozellikler Adnan Sezgin’de yoktur ama Adnan Sezgin’de olmayan bir sey daha vardi; o da finansal guc. Gecen sene yapilan transferler secim yatirimiydi demiyorum, en nihayetinde bu sezon da gayet iyi ve yerinde transferler yapildi. Ama gecen sene secimin etkisiyle yapilmasi gereken isler zamaninda ya da cok gecikilmeden yapildi. Bu sene ise son dakikaya kadar beklenildi. Mali yapilanma, finansal stratejiler anlasilabilir ama transferler ne olursa olsun sezon oncesi hazirlik kampina yetistirilmeliydi.

Peki Avrupa’ya veda etmemize deger miydi transferde biraz olsun kar etmek adina gec kalmak? Ben hicbir sekilde elenmemiz isimize geldi, artik lige odaklanip seneye sampiyonlar liginde oluruz diye dusunulmus olabilir fikrine katilmiyorum. Yonetim o dusuncede olmus olsa, en basitinden Turk Telekom Arena kombinelerini 1,5 senelik satisa cikarmaz, gelecek seneki durumu beklerdi. Bence oradaki dusunce eldeki adamlarla bu turun bir sekilde gecilecegiydi. Yanlis da degil. Pino, Kewell, Cana sakatlanmasa; Hakan Balta ve Arda bu kadar formsuz olmasa o tur her turlu gecilirdi. Tabi burada da transfer zaten bu gibi durumlar icin yapilir dusuncesi geliyor insanin aklina ama yonetim bu kadar olumsuzlugun ayni anda tezahur etmeyecegini dusunup risk almayi uygun gordu bir anlamda. Bu da anlasilabilir bir durum. Gercekten de Kewell veya Pino oynasa veya Arda biraz formda olsa cok rahat gececegimiz bir rakipti. Her seye ragmen sadece Hakan Balta eskisi gibi olsa o hatayla turu yine kaybetmezdik.

Transferlerin gecikmesi, Rijkaard’in oynatmak zorunda kaldigi kadro akillara acaba yonetim Rijkaard’i istifaya mi zorluyor sorusunu akillara getirdi. Hatta ciddi ciddi konusulur oldu. Bu sirada Galatasaray’i karistirmaya yer arayan medya da her kotu gidiste oldugu gibi “Imparator Geliyor” alt basliklariyla “Galatasaray’da Fatih Terim Sesleri” mansetlerini atmaya baslamisti bile. Medyada Galatasaray; kaptani hocasinin kuyusunu kazan, yonetimi hocasini istifaya zorlayan, hocasi da oyuncularina ve yonetime inanmayan bir takim olarak gosteriliyordu. Medya bizi sasirtmamisti ama bu sefer bu oyuna gelmeye hazir bir kitle vardi. Bu asamada yapilan Misimovic ve Insua transferleri ve de baskanin aciklamalari tum bu izlenimleri silip atti. Baskanin aciklamalarini ben inandirici buldum acikcasi ama Rijkaard mevzusunda taraftarin bilincli davranip Rijkaard’a degil de Adnan Sezgin’e ve yonetime tepki gostermesi bu aciklamalarda etkili olmus mudur? Bu ihtimale ben her ne kadar inanmasam da bir kenara yazmakta fayda var. Baskanin, nisanda ne olursa olsun Rijkaard ile sozlesme yenilemek istiyorum sozu var cunku. o zaman bu tezin durumu netlesir ancak.

Gelelim saha icine. Rijkaard’in sistemini tartismak cok yersiz. bu adamin dinini degistirebilecegi ama bu sistemi temel olarak degistirmeyecegi cok acik. Yani Rijkaard’a b plani yok elestirilerine katilmiyorum. Cunku Rijkaard’in esas amaci takima bir oyun sablonu yerlestirmek ve bunu takim ezberleyene kadar hic bir sartta degistirmemek. Bunu basardiktan sonra emin olun yeri geldiginde cift forvet de oynar ,Larsson-Eto’o veya Eto’o-Gudjohnsen ikililerini kullandigi gibi, orta sahada da degisikliklere gider. Ama dedigim gibi oncelikli amaci bu sablonu oturtup yillar boyu surecek bir ekolu yaratmak. Bunu bilerek takimin basina getiren yonetim buna uygun da transfer yapmak zorunda. Yonetim bunu bu sene gec de olsa gerceklestirdi. Insua transferini Hakan Balta’nin stopere cekilecegi fikriyle birlestiren herkes tam isabet olarak degerlendiriyor ama Misimovic’in 4 3 3’e uygunlugu konusunda soru isaretleri var. Ben ne Rijkaard’in Misimovic icin sistem degistirecegine ne de Misimovic’in bu sisteme ayak uyduramayacagi fikirlerine katiliyorum.

Yukarida Rijkaard’in 2006\2007 Barcelonasi ve bu seneki Galatasaray’inin mevcut kadrosu var. Galatasaray’in kadrosunda 7 yabanci var bu sekilde ama amacim dizilimi anlatmak. Sag tarafta veya ortada kimin yerine hangi Turk oyuncuyu oynatacagina Rijkaard karar verecek. Oyuncu kaliteleri acisindan da kiyaslamiycam tabi ki. Sadece aradaki benzerlikten yola cikarak bu seneki transferlerimizi de degerlendirmek niyetindeyim. Ufuk’un kaleye gecisi Valdes’in Rustu’den kaleyi almasi gibi oldu. Defans hatti zaten mumkun oldugunca ayagi top yapan adamlardan kurulu. Barca’da Thuram’in yerine Marquez’i de oynatiyordu. Bizde de oraya Hakan Balta’yi monte edecektir. Kaldi ki Puyol’un yerinde oynayan Neill Puyol’a gore ayagina cok daha hakim bir oyuncu. Puyol’un defansif yonu bu kadar kuvvetli olmasa topu oyuna sokamadigi icin muhtemelen yedek kalirdi. Ya da tam tersini dusunecek olursak Servet’in defansif yonu cok saglam olsa Insua transferine gerek kalmazdi. Orta sahaya baktigimizda Barca’nin orta sahasi bize gore cok daha kirilgan. Misimovic’in sisteme uymayacagini dusunenler Barca orta sahasinda Iniesta ve Deco’nun ayni anda sahada olabildigini gozardi ediyorlar. Belki onlar Misimovic kadar net birer 10 numara degiller ama Misimovic de durarak oynayan klasik bir 10 numara degil. o yuzden bu sisteme adaptasyon konusunda bir problem yasayacagini dusunmuyorum.

Bu noktada idrak edilmesi gereken en onemli nokta bu sistem her mevkide -kaleci de dahil- ayagi top yapan adamlar ister. Hucumdayken ucgenler kurup paslasan, savunmada ikili mucadeleye girmekten ziyade dogru yerde durup topu kazanan zeki oyunculara ihtiyac duyar. Oyle olmasaydi Xavi Deco Iniesta’dan olusan bir orta saha ve defansif ozellikleri neredeyse sifir olan Ronaldinho ve Messi ile Barca her mac problem yasardi. Ama top sizde kaldigi surece bu tur sorunlari yasamassiniz. Simdi bu haliyle Galatasaray’a baktigim zaman ben orta sahanin bu ozelliklere sahip oldugunu goruyorum. Barca’nin bu kadrosuna gore de Lorik Cana’dan dolayi defansif olarak da daha rahat olacaktir Galatasaray. Bu aradaki kalite farki acisindan gerekli olan bir durum zira Barca kadar topa hakim olmamiz mumkun olmayacaktir. Zaten Barca bile daha sonra bu yumusak orta sahasini once Yaya Toure simdi de Mascherano ile kuvvetlendirdi.

Her anlamda soru isaretleriyle basladigimiz bu sezonu ben sicrama tahtasi olarak degerlendiriyorum. Yapilan transferlerle olusan kadro derinligi ve taraftarin Rijkaard’a olan inancini gordukten sonra bu sene sampiyonlugun favorisi oldugumuzu dusunuyorum ve  bu kotu baslangici ileride hersey orada basladi diyerek anacagimiza inaniyorum.

GALATASARAY adinin oldugu her yerde umut vardir!

yazan: hadomer

Eylül 6, 2010 at 12:12 pm Yorum bırakın


Ağustos 2017
P S Ç P C C P
« Şub    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

İRTİBAT

tamsahablog@gmail.com

Twitter

follow me

sahaya giren

  • 77,751 kişiden birisin!

Yazar Arşivi

Doctor

best

best