Yazar Arşivi

BİZİMLE KİMSE BAŞA ÇIKAMAZ

Bu önerme Galatasaray Basketbol Takımı pivotu Erman Kuqo’ya ait. Twitter hesabından derbi galibiyeti için bu yakıştırmayı yaptı. Kazandıkları ve hatta destan yazdıkları bir maçtan sonra galibiyet kutlamak, döktükleri alın terinin karşılığında bu denli sevinmek onların hakkı.

Maç analizine gelelim, Galatasaray maça Fenerbahçe karşısında oldukça tutuk ve oyunun her iki alanında da kötü başladı. Aslında iki yarının başına da aynı şekilde başladı diyebiliriz. Rahat pozisyon bulamıyor, savunmada ise Rochestie’nin Ukic’e her pozisyonda yenilmesinin ve rahatça geçilmesinin sonucu olarak sürekli boş atışlar veriyordu. Hatta öyle bir durum oldu ki; uzun oyuncuyu bile perdeye çağırmamaya başladı Ukic, çünkü zaten rakibi Rochestie’yi rahatça geçip gidebiliyordu. Rochestie Ukic savunmasında yenilince 5’e 4 kalan Galatasaray savunması da çaresiz yardımlar götürüyor ama Fenerbahçe kısaları özellikle de Ukic, boş adamı rahat buluyordu. İşte bu anlarda Fenerbahçe’nin boş atışları kaçırması ve saha içi isabet yüzdesinin düşük olması Galatasaray’ı oyunda tutan etkendi. Bunu gören Oktay Mahmuti centerı Radoslav Rancik olan ve daha önce denediğine sahit olmadığım 4 kısa 1 power forvetli beş sürdü sahaya. Bu ya çok ters tepecekti yada başarılı olacaktı. Sonuç olarak Oktay Hoca’nın bu taktiği başarılı oldu, hatta öyle verim verdi ki; Oktay Mahmuti momentumu kaybettiği dakikalarda tekrar bu sisteme başvurdu. Bu taktiğin tutmasındaki en büyük etken, rakibi Galatasaray bu hamleyi yapmışken, Neven Spahija’nın guard tercihinin Lynn Greer olmasıydı. Amerikalı oyuncu ne kadar iyi bir skorer olursa olun kesinlikle bir point guard değil, zaten geldiği takım olan Olympiacos’ta da shouting guard oynuyordu. Fenerbahçe’de biraz da mecburiyetten oynadığı point guard mevkii, onu ve takımını her maçta çok zor durumda bırakıyor. Greer’in point guard oynamasını fırsat bilen Oktay Hoca, takımına tam sahada baskılı bir savunma yaptırdı ve 3 savunma üst üste top çaldı Galatasaray. Hatta 4. savunmada top çembere atıldığı için salondan kısa süreli uğultu yükseldi, o anda yapılan savunmayı ve piskolojik baskıyı tahmin edin. İlk çeyrek sonunda oyuna dönen Galatasaray ikinci çeyrekte rakibiyle başa baş bir mücadele gösterdi. Galatasaray şu anda Avrupa’nın en iyi savunma yapan 2-3 takımından birisi kesin olarak. Oktay Mahmuti ile yerleşen bu disiplin ve bilinç 3. çeyreğin başında biraz sekteye uğrasa da, çeyrek sonunda takım kendisini toparlamayı başardı ve Fenerbahçe’ye ciddi fark yapma şansı vermedi. Son periyottaysa inanılmaz bir Galatasaray savunması vardı sahada. O çeyreğe kadar boş atışlar bulup değerlendiremeyen Fenerbahçe oyuncuları, o çeyrekte potayı göremediler desek yeridir. Eğer yanılmıyorsam ilk saha içi isabetlerini yaklaşık 6.30 dakika geçtikten sonra bulabildiler. Son çeyrekte rakibine hiç şans vermeyen bir Galatasaray takımı vardı sahada. Bütün maç Fenerbahçe kaçmış, Galatasaray direnç gösterip rakibini yakalamıştı. Ancak son çeyrekte Galatasaray oyuna ağırlık koydu ve rolleri değiştirdi. Savunmada da vitesi arttırınca Fenerbahçe rakibini yakalayamadı. Fenerbahçe gibi hücum potansiyeli yüksek iyi bir euroleague takımını 56 sayıda tuttu ve maçı 67 sayı atarak kazandı.

Maçın 3. çeyreğinde maç adına kritik bir an yaşandı. Ömer Onan topla dribbling yapıyordu ama Galatasaray savunmasına takıldı. Arkasından inanılmaz bir şiddette itiraz etti, faul bekledi. Ömer’in şiddetinden daha büyük bir tepkiyi ise Coach Neven Spahija gösterdi. Hatta Hırvat Coach tepkiyi abartmıştı ki; teknik faul gecikmedi. Aslında o pozisyonda Ömer Onan’da teknik faul almalıydı ama hakemler sağduyu göstererek Ömer’i es geçtiler. Tartışmalı pozisyonu bende 2-3 kamera açısından evimde etüd edebildim. O pozisyonda Ömer’e gerçekten faul var, Haluk Yıldırım savunmadayken elleri yana açık duruyor ve Ömer bu ele kafa hizasından takılıyor. Arkasından da alttan top temiz bir şekilde çalınıyor. Ancak pozisyon çok karambol ve o anda yakalamak gerçekten zor. Bende tekrar tekrar gösterildikten sonra yakalayabildim. Bu pozisyon maça etki etti demek Galatasaray’a büyük haksızlık olur zira o olaydan sonra hatrı sayılır bir süre vardı Fenerbahçe için. Zaten Coach Spahija’da o pozisyonun maçı bitirmediğini, Galatasaray’ın maçı hakettiğini kesin bir dille belirtti maç konuşmasında. Bu pozisyonun Fenerbahçe cephesinde bu kadar infaal yaratmasının en büyük nedeni, maçın o dakikalarında artan Galatasaray baskısı ve bu baskının sonucu olarak Fenerbahçe’nin kendi oyununu oynayamamasıdır. Yoksa Spahija ve Ömer gibi tecrubeli isimler teknik faul pahasına bu kadar itiraz etmez, konsantrasyonlarını oyuna verirlerdi.

Galatasaray taraftarı galibiyet ve liderlik coşkusunu sonuna kadar yaşadı dün akşam. Bunu sonuna kadar da hakettiler. Spahija itiraz ederken sahaya atılan (Galatasaraylı oyuncular ve Mahmuti hemen engelledi) maddeler dışında rakibe oyunun kuralları dışına çıkacak bir saldırı gerçekleşmedi. Dönem dönem küfürler oldu, keşke olmasaydı ama geçmiş derbilere bakarak üzecek olayların oldukça az olduğunu ve hatta hiç olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz.

Galatasaray bugün lider olabilir ancak bunu sürdürmek ve şampiyonluğa oynamak için mutlaka Rochestie’den kurtulup yerine gerçek bir point guard almak zorunda. Ayrıca pota altınında takviye edilmesi gerekiyor.

yazan: cnyvz

Aralık 30, 2010 at 7:43 am Yorum bırakın

Efes Pilsen – Power Electronics Valencia

Bu adam, Nikola Vujcic! Euroleague’in babalarından, ligin ağır abilerinden. Yaş 32 olunca kadrosunu revize eden Olympiacos’ta tutunamadı. Split’te antrenmanlarına devam etti. Efes Pilsen İstanbul’a 2-3 gün önce falan getirdi bu usta ismi. Geçen yıl 7 yabancının sıkıntısını çok çektiler ama Vujcic ismi çok başka. Bu isme ben bile itiraz etmem, bu demek değil ki Efes’in yabancı tercihleriyle ilgili bir yazı gelmicek. Vujcic bugün; takımla doğru düzgün çalışmamışken sırf basketbol fundamentalı ve basketbol zekasıyla efsane Maccabi günlerinden kesitler sundu. Bu büyük ustayı saygıyla selamlayarak maç yazısına dalıyorum.

Efes ilk periyotta şöyleydi, böyleydi diyemiyorum çünkü skytürk’ün rezil yayını periyotu izlememi engelledi. Siyah ekrandan arta kalan vakitte gözlemlediğim kadarıyla Efes hücumda kısırlık yaşıyordu. Bu dakikalarda savunmasıyla ayakta kaldı Efes. Perasovic ilk defa takımına bu kadar hakim ve oyuncularına süre konusunda adaletli davrandı. Kerem Tunçeri her zaman ki gibi maestro gibiydi; Thornton tartışmasız benim için maçın yıldızıydı. Maç sıkıştığı anlarda Efes savunmada sıkıntı yaşamaya meyilliyken, savunma rebolarını tek tek topladı Thornton. Rebolarının dışında hücumda ceza şutlarını affetmedi ve bire birleriyle Valencia savunmasını çaresiz bıraktı. Maçta momentum Efes lehine döndüyse ve Valencia oyundan düştüyse bunda en büyük pay Thornton’undu. Vujcic çok uzun süre almamasına rağmen oynadığı dakikalarda inanılmaz zekasını gösterdi, ayrıca mücadele olarak da elinden gelenin en iyisini verdi. Hatta oyunda değilken bile saha kenarından heyecanı rahatlıkla gözlenebiliyordu Vujcic’in. Igor Rakocevic iki ucu keskin bıçak; inanılmaz bir şutör ve hücumcu. Ama bunun yanında her saniye top kaybı yapabilecek bir adam Rakocevic. Kendisinin basketbol sözlüğünde üst üste iki dribbling top kaybına denk geliyor. Maç içersinde öyle iki an denk geldi ki daha pozisyon başlangıcında top Rako’nun elindeyken kardeşime top kaybı yapıcak dedim ve Rako beni mahçup etmedi! Halbuki böyle bir hücum yeteneği Tunçeri’ye ayak uydursa topu ona teslim etse, sadece perdelerden çıkıp şut bile atsa her maç 20 sayısı garanti. Roberts Partizan’dan geldiğini sonunda hatırladı, rakibin azman pivotlarına nefes aldırmazken guardlara alıştıktan sonra pick n roll’lerde etkili olacağını bir iki pozisyonda gözümüze soktu.

Son paragrafı Ender Arslan meselesi için açmak istiyorum. Ender’in kötü guard olduğunu sadece ben mi görüyorum bilmiyorum ama Perasovic’i bu konu üzerinden eleştirenleri anlamak mümkün değil. Coach Ender’le Tau’da da çalıştı ve tanıdığı bir isim. Ender kesinlikle o seviyelerin oyuncusu değil, takımda kalmasının nedeni de yabancı kısıtlaması nedeniyle Wisniewski’nin TBL’de oynayamayacak olması. Ender eleştirilerinin bir diğer özneside Wisniewski’nin bekleneni henüz verememiş olması.

Efes Pilsen maçı 20’nin üstünde bir farkla kazanabilecekken 79-63 bitirdi.

yazan: cnyvz

Ekim 27, 2010 at 7:58 pm 1 yorum

Şölen Başladı

Turkish Airlines Euroleague 2010-2011 sezonu muhteşem bir açılış maçıyla başladı. Sürprizi bol bir ilk haftayla karşıladı bizi Avrupa’nın en görkemli kupası. İzleyebildiğim maçlara kısaca değineyim.

Olympiacos BC – Real Madrid;

Net favori maçtan öncede zaten yunan temsilcisiydi. Ancak maç içersinde Ettore Messina’nın temsilcisi Real Madrid’in bu kadar sürklase olmasını beklemiyordum açıkcası. Olympiacos Spanoulis ve Nesterovic hamleleriyle keskin bir final four takımı olmuş. Rasho belli ki avrupa basketbolunu özlemiş. Spanoulis-Teodosic-Papaloukas gibi bir guard rotasyonuna sahip olan Coach Ivkovic maç içersinde sürekli tempoyu elinde tuttu. Real Madrid’de geçen sene üzülen ve üzen Messina, bu seneye tahmin edileceği gibi bol transferle girdi. Gelenler gidenler baş döndürürken, Madrid ekibi hala takım olamamanın acısını çekti. D’or Fischer ve Clay Tucker hamlelerini sene başında da anlamsız bulmuştum hala da anlamsız buluyorum. Bu oyuncular Messina sisteminin çarkı olamazlar. Bu maçta Messina’nın Velickovic ve Garbajosa’ya kısıtlı süreler vermesi dikkat çekti. Maç içersinde çılgın Olympiacos guard rotasyonuna karşı çokca Pablo Prigioni’yi aradılar. Sonuç olarak zaten favori olmadıkları maçta rakiplerini fazla zorlayamadılar. 82-66

Fenerbahçe Ülker – Lietuvos Rytas;

Temsilcimiz Fenerbahçe Ülker rakibinden zaten bir kaç gömlek üstün bir takım. Sarı lacivertliler kurdukları homojen ve etkili kadronun ekmeğini maç boyunca yediler. Daha ilk yarıda fark 20 kapısına dayandı. Rytas tipik Litvanya takımı, tempolu ve pasa dayalı bir düzenleri var. Ancak rakipleri de en az kendileri kadar tempodan nemalanan ve Ukic gibi açık alanda çok etkili bir point guardı olan Fenerbahçe olunca sürklase olmaları kaçınılmazdı. Fenerbahçe Ülker zaten net favori olduğu karşılaşmayı deyim yerindeyse terlemeden 86-69 kazandı.

Regal Barcelona – Cibona Zagreb;

Şampiyon şampiyon gibi başlamasa da, kendisine yakışır bir biçimde bitirdi maçı. Net favori Barcelona’ydı, ancak Ricky Rubio’nun inanılmaz hataları oyun kapasitelerini bazı anlarda neredeyse 2 kademe aşağıya çekiyor. Rubio özel bir adam, onu çok dikkatli kullanmak lazım. Pascual’ın bunu yapabildiğine inanmıyorum açıkcası. Beklediğimin aksine oldukça düşük skorlu geçen ilk yarıdan sonra Barcelona kendisini buldu ve farka koştu. Ama çok önemli bir konu var; Barca geçen sene daha yenilmez daha sağlam bir takım gibi görünüyordu. Bu sene ise zaafları olan ve yenilebilecek bir ekip gibi duruyorlar. Açık alanda yine Avrupa’nın en etkili takımılar ama iş yarı sahaya kaldı mı zorlanıyorlar. Kosta Perovic hamlesi ise skandaldan ötedir benim için. Cibona ise malesef ligin sırıtan takımlarından. Bir efsanenin kaynak yönetememe yüzünden bu hale gelmesi gerçekten üzücü. Maçın skoru 80-66.

CSKA Moskova – AJ Milano;

Haftanın sürprizlerinden biride bu maçta yaşandı. İtalyan takımı özellikle ilk yarıda inanılmaz şut soktu. Herkes attı, hele ikinci çeyrekte öyle bir yüzdeleri vardı ki Coach Bucchi bile 3 atacak sandım. İki yıldır Avrupa’da Partizan’la fırtınalar estiren Dusko ‘Dules’ Vujosevic’in kenarda çaresiz gözlerle maçı izlemesi içimi acıtan bir detaydı. Onun dışında Rus oyuncuların ağırlıkta olduğu bir kadro kurmaya çalışan CSKA eski korkutuculuğunda değil. Çok değil daha bir kaç sene evvel ligin abilerini evinden farklarla gönderen CSKA artık yenilmezliğini kaybetmiş ve final four seviyesinin bir basamak altına inmiş. İtalyan ekibi AJ Milano 3 yıldır yaptığı hamlelerin ve harcadığı paraların karşılığını bu sene F8 olarak alacak gibi. Ayrıca Siena’yı henüz izlememe rağmen ligde artık yalnız olmadıklarını rahatlıkla söyleyebilirim. Maçın skoru 73-88

Union Olimpija – Efes Pilsen;

Bir Efes Pilsen sempatizanı olarak canımı acıtan karşılaşma. Efes Pilsen’deki yönetememe sıkıntısı coaching hataları ve kadro zaafiyeti hakkında sabaha kadar yazabilirim. Kısaca maç üzerinden değinelim. Efes Pilsen sert bir centerı olmadan bu ligde maç kazanamaz, bu net biçimde görüldü. Grubun en zayıf takımı tartışmasız Olimpija, ama onlar bile Efes pota altını Pinkley ile delik deşik etti. Bir kere Efes rakibini izlememiş, oyuncu özelliklerinden bi haberlerdi. Gregory’nin her pozisyonda savunmacısı içine girdi, halbuki Gregory asla istikrarlı şutu olmamış ve rakibini bu yönüyle asla tehdit edememiş bir oyuncu. Arada mesafe bırakılarak savunulsa Gregory’den o kadar ekstra basket yenmezdi, eminim. Coach Perasovic, Rakocevic’i saha içinde dizginleyemedikçe çok dizini döver. Rako’nun ki nasıl bir rahatlıktır bilmiyorum, onun gibi keskin bir şutör sırf perdelerden bile çıkıp şut arasa eminim çok daha faydalı oynar. Oynamaya çalıştığı lakayıt ikili oyunlar beni bile çıldırttı. Roberts ve Dudley kesinlikle bu seviyenin oyuncusu değil. Raduljica dönse bile oraya transfer şart. Roberts gibi 4 numaraya yakın bir oyuncu yerine; pivot ağırlıklı oynayabilecek bir yabancı alınsaydı belki de Efes Raduljica’nın sakatlığında bu kadar sıkıntıya düşmezdi. Ellerinde Dudley-Gönlüm-Nachbar gibi 4 numarayı layığıyla oynayabilcek adamlar varken, üstüne bir de Roberts’i almak kumar değilde ne? Olimpija maçına dönersek; rakibin en efektif point guardı Ilievski normal sürede 8 dakika ve iki uzatma olmak üzere toplam 18 dakika 4 faulle oynadı. Perasovic tek bir oyun bile çizmedi üstüne, oyundan attırmak için. Sonunda da Ilievski, Jagodnik’le beraber canımızı yaktı. Maçın skoru 95-90.

Haftanın bütün skorları;

Group A Stats  
BC Khimki vs.Asseco Prokom 82-76  
Zalgiris vs. Partizan mt:s 73-62  
Caja Laboral vs. Maccabi Electra 94-78  
Group B Stats  
Olympiacos vs.Real Madrid 82-66  
Virtus Roma vs. Brose Baskets 83-65  
Unicaja vs. Spirou Charleroi 84-73  
Group C Stats  
Fenerbahce Ulker vs. Lietuvos R. 86-69  
Regal Barcelona vs. Cibona 80-66  
Montepaschi vs. Cholet Basket 76-44  
Group D Stats  
Union Olimpija vs. Efes Pilsen 95-90  
CSKA Moscow vs. AJ Milano 73-88  
Power Elec. vs. Panathinaikos 56-72  

 Skorlar Euroleague’in resmi sitesinden alınmıştır. Takım ve skor üstlerine tıklayarak resmi sitede ilgili sayfalara gidilebilir.

yazan: cnyvz

Ekim 22, 2010 at 9:15 pm Yorum bırakın

Etik Transfer

İki sezondur kafamı kurcalayan transfer üçgeninin sonlanmasıdır Kaya Peker. Efes Pilsen akıllı adamların yönettiği bir kulüptür. İki sezon önce takımın başında Ergin Ataman varken final serisi başlamadan hemen önce Efes Pilsen’in Mirsad Türkcan’la anlaştığı ve bu haberin Fenerbahçe Ülker yönetimini çok kızdırdığını duymuştum. Evet Efes daha sonra Ergin Hoca’nın da açıkladığı gibi Mirsad’la prensip anlaşmasına varmıştı. Olaya el koyan Aziz Yıldırım Mirsad’ı bir şekilde(!) ikna etmiş ve sözleşme yenilemesini sağlamıştı. O final serisinde Mirsad oynamamış ve Efes Pilsen 2-0 geriden gelip 4-2 seriyi kazanmış kupaya uzanmıştı.

Hikayeye devam edelim; Fenerbahçe Ülker bu sezon başına kadar Milli Takımında uzun rotasyonunu oluşturan Semih Erden-Ömer Aşık-Oğuz Savaş üçlüsüne sahipti. Efes Pilsen akıllı adamların yönettiği bir kulüp demiştik, Efesli yöneticiler rakibi yenmenin en kolay yolunun onu zayıflatmak olduğunun farkındaydı. Bu sefer de sezon ortasında Oğuz Savaş’la prensip anlaşmasına vardılar. İşte tam bu noktadan sonra Fenerbahçe Ülker yönetimi tam olarak satranca başladı. Sezon sonu gidecekleri daha devrede belli olan Semih Erden ve Ömer Aşık’ı takımda tutmak adına adım bile atmadılar, aksine Ömer’e oynamama cezası veriler. Efes Pilsen’in kapatılıp kapatılmayacağı sorusu gündemi meşgul ederken Kaya Peker’e ön potokolü imzalattılar. Efesliler hep söz alırken Fenerbahçeliler ön sözleşme imzalattılar!

Final serisi geldi; Ergin Ataman zaten yerli yabancı oyuncular konusunda sıkıntılar yaşıyordu. Kerem Gönlüm’in cezası yerle bir etmişti kafasındaki herşeyi sezon boyunca. Efes sezon boyunca plansızlığın kitabını yazmıştı. Tam bu noktada Ergin Hoca yerli oyuncuların katkılarına fazlaca bel bağlamıştı. Final serisi başladığında Ergin Hoca’ya sorulsa en güvendiği adam olarak Kaya’yı söylerdi eminim! Bir önceki final serisinin dönmesinde ve şampiyonlukta en büyük pay eli titremeden oynayan, yüreğini ortaya koyan Kaya’nındı. Final serisi başladı ve maçlar ilerliyordu ama Kaya bir türlü istenilen performansa ulaşamamıştı. Sonuç olarak Fenerbahçe Ülker şampiyon oldu. Ergin Ataman’ın hayal kırıklığı yüzünden okunuyordu!

Sezon bitti, her gün transfer haberleri gelir oldu. Bir bakıldı ki Kaya Fenerbahçe’ye imza atıp, formayı sırtına geçirdi. Bilindiği gibi Kaya Fenerbahçe taraftarının ülkedeki en nefret ettiği basketbolcudur. Tam bu noktada camiası üzerinde büyük otoritesi bulunan Aziz Yıldırım devreye girdi ve Kaya Peker’in Emre Belözoğlu gibi kabullenilmesini sağladı. Kaya’da kendisine verilen rolü özür dileyerek ve armayı öperek layığıyla yerine getirdi. kaya’yı kadrosuna katan Fenerbahçe Oğuz’un kalmasını sağladı ve Lavrinovic hamlesiyle geçen yıldan daha sağlam bir uzun rotasyonuna sahip oldu. Efes ise yaşadığı çifte şokun ardından Telekom’dan Dudley’i aldı, Partizan’dan Roberts ve Zeleznik’ten Raduljica’yı transfer etti. İki takımda bakıldığında bir şekilde transferlerini tamamladı.

Değinmek istediğim son konu yöneticilik. Fenerbahçe’li yöneticiler bu süreçte Efes Pilsen yönetimine arka arkaya dersler verdi. Mirsad’ı takımda tuttu ve verim aldı, Oğuz’u kaptırmadı. Bunların yanı sıra Efes’in belkide en önemli yerli uzunu Kaya’yı ellerinden kaptı. Efesliler hep hamle yaptı, ilk adımları attı ama hamlelerinde başarılı olamadıkları gibi, transfer savaşında Fenerbahçelilere yenildi. İki büyük kulüp arasında etikliği tartışılacak bir transfer savaşı yaşandı ve bu savaşı net bir biçimde Fenerbahçe kazandı. ŞAH MAT!

yazan: cnyvz

Ekim 19, 2010 at 6:15 pm 2 yorum

Efes Pilsen – Pınar Karşıyaka

Sempatizanı olduğum Efes Pilsen, yaşadığım şehrin takımı Pınar Karşıyaka’yla memleketim Ordu’da karşılaştı. Benim açımdan da entresan bir maçtı yani. Bir de tribünde olabilsem tadından yenmezdi maç.

Beklediğim gibi kafa kafaya gitti maç. Efes büyük kısmını önde götürdü karşılaşmanın ama Karşıyaka’da sürekli maçın içindeydi. Maçın başında Jovo-Furkan ikilisiyle Efes’in pivotsuzluğunu çok iyi değerlendirdi Yeşil Kırmızılılar. Efes Pilsen’in pivotsuzluğu da apayrı bir yazı konusu aslında. Böylesine büyük bir yapı nasıl bu kadar para harcayıp eksik kadro kurar çok acaip.

Bu genç adama ayrı bir paragraf açmak lazım. Furkan Aldemir gözümüzün önünde yetişmiş, her geçen gün oyununun üstüne koyan bir oyuncu. Geçen yıl 4 ve 5 numaranın arasına sıkışmış oyununu, Efes Pilsen maçında gösterdi ki 5 numara olarak belirlemiş. Zaten fiziksel gelişimini de bu yönde devam ettirmiş. Kilo almış ve güçlenmiş Furkan, ama bunun yanında ayakları ağırlaşmış. Zaten kendisinde var olan müthiş rebound ön görüsünü bu sene de bizlere izlettirmekte. Efes Pilsen’in pivotsuz oynarken ve yurt dışında 3 aylık pivot ararken, Karşıyaka alt yapısından yetiştirdiği bu müthiş yetenekle 5 numarayı domine etti maç boyu. Burda Hakan Demir’e bir parantez açmak istiyorum; koç bugün Jovo-Furkan ikilisini bozmasa ve daha fazla sahada tutsa Karşıyaka kazanırdı. Son olarak Furkan’ın maçı 11 sayı 19 reboundla tamamladığını yazalım ve Efes cephesine dönelim.

Efes Pilsen’in pivotsuz olması akıl almaz dedik. Raduljica en az 2 ay daha yok deniliyor. Bu süre zarfında Efes o mevkiyi Fabricio Oberto ile doldurmak istiyor ama sözleşme süresinde henüz anlaşamadılar. Oberto 1 yıllık, Efes 3 aylık sözleşme istiyor. Efes için en güzel hamle gözlerinin önündeki Furkan Aldemir olur kanısındayım, zira Raduljica sağlıklı bir şekilde dönünce de sorunları bitmeyecek. Tek pivotla euroleague ve tbl yürümez, bu adam hiç mi dinlenmeyecek. Efes Pilsen’de geçen seneye göre en büyük değişiklik Rakocevic’in sahaya fizikende çıkmış olması. Rako geçen sene hayalet misali sahada gezmesinin acısını çıkarır gibi oynuyor sezon başında. Atıyor, attırıyor saha içinde lider gibi davranıyor. Ayrıca Wisniewski Efes guard rotasyonuna sertlik ve hareket getirmiş. Dudley-Roberts ikilisi ise bence hiç olmamış. Roberts gibi 4’e yakın bir 4,5 yerine; 5’e yakın bir 4,5 alınabilirdi diye düşünüyorum. Raduljica dönse bile Efes pota altı gerekli sertliğe ulaşamayacaktır. Perasovic Efes’e geçen sene unuttukları saha içi disiplini getirmiş ama eksikler nedeniyle neredeyse yarım kapasite ile oynuyorlar. Rakocevic’i de eski hocası Perasovic ile tekrar çalışmak çok olumlu etkilemiş. Sadece Rako sahadayken Sinan veya Wisniewski’den birini sahada tutmak Efes’i kısa rotasyonunda yumuşak kılmayacaktır. Aksi takdirde Rakocevic’in gölge savunması orada canlarını yakacaktır.

yazan: cnyvz

Ekim 10, 2010 at 6:09 pm Yorum bırakın

Sıra Şampiyonlukta

Thisisthebesttillwedobetter’in da belirttiği gibi Sırbistan maçının ne analizi olur, ne de taktiği konuşulur. Çok mu iyi oynadık, hayır. Doğru mu oynadık, hayır. Sırpları durdurabildik mi, hayır. Ama öyle büyük bir yürek koyduk ki ortaya, öyle mücadele ettik ki yenilmemizi basketbol tanrısı istemedi. Sırplar, özellikle de Teodosic inanılmaz yüzdeli ve akıllı oynadı. Buna rağmen kazanan biz olduk.

Artık finaldeyiz! Dünya’ya yüreğimizle neler yapabilceğimizi, isteyince ve inanınca nerelere gelebileceğimizi gösterdik. Rakip Amerika, bu maçta neleri yapmalıyız neleri kesinlikle yapmamalıyız kısaca değinelim. Öncelikle 40 dakika boyunca yılmadan alan savunması yapmalıyız. Men to men’i denememek bile düşünülebilir. Alan savunmasıyla başlamak bizi ne küçük düşürür ne de şanımızı gölgeler. Kazanmak için her yol mübahtır. Bizim orta sahadan başlayan baskılı ve müthiş özverili alan savunmamıza bu Amerika takımının efektif hücum edebileceğine ihtimal vermiyorum. Yapmamız gereken bir diğer şey, topu mutlaka oyun kurucularla ve Hidayet’le getirmeliyiz. Bu oyuncular baskı altındayken bile ne uzunlarla ne de diğer forvetlerimizle top getirmemeliyiz. Eğer diğer oyuncularla top getirmeye kalkarsak mutlaka top kaybı yaparız ve fast break yeriz. Amerika’nın keskin bir fast break takımı olduğu düşünülürse, hücumda şutlarımızı seçerek kullanmalı ve geriye çok iyi koşmalıyız. El üstü ve zorlama kullandığımzı her şut bize fast break olarak dönecektir. Amerika’nın en önemli oyuncusu tartışmasız Durant. Durant’i savunurken aşırıya kaçmamalı onun üstüne yoğunlaşıp diğer oyuncuları devreye sokmamalıyız. Durant atacaktır, durdurulamaz sadece yavaşlatılabilir. Durant savunmasını Kerem Gönlüm’le yapmak bize fayda sağlayacaktır. Penetrelerine de yardım getirirsek etkinliği azalır. Yardım savunması bu maçta çok kritik, çünkü Amerikalılar yardımlara ceza kesemeyen ve bire biri sonuna kadar zorlayan yapıda oyuncular. Baştada belirttiğim gibi bizim için kilit nokta alan savunmasını ne kadar kullanacağımız. Bana kalırsa 40 dakika alana hücum ettirmeliyiz onları. Bu bize mutlaka şampiyonluk kapısını açacaktır.

Bu maçta favori kuşkusuz ABD. Ama hangi maçımızda net favori olduk ki. Hepsinde bir şekilde vurup gitmeyi bildik. İnanıyorum ki savunma ve hücumda çok büyük yanlışlar yapmadığımız sürece bu maçta da vurup gitmenin ve şampiyon olmanın bir yolunu bulacağız. Sizlere güveniyoruz dev yürekli adamlar!

Eylül 12, 2010 at 10:00 am 3 yorum

Finale Yürürken

Dünya Basketbol Şampiyonası 2010 Türkiye. Bu cümleyi hayatımız sonuna kadar hatırlayacağız. Nasıl Avrupa Basketbol Şampiyonası 2001 Türkiye’yi unutmadık. Bu cümle, bu şampiyona da unutulmaz olacak. Turnuvaya geldiğimiz yolda, önceki şampiyonalarda yapılan onca hataya inat; takım bu sene inanılmaz bir birlik beraberlik içinde hareket ediyor. Turnuva başından beri oynanan maç sayısı 7, galibiyet sayısı da 7. İddia ediyorum dünya 92 Dream Team’den beri böyle domine bir takım görmedi. Her rakibe ciddi fark atıyoruz, hem oyun olarak hem skor olarak. Her defasında bu rakip ciddi bu rakip zorlu dikkat dedik ama Dev Adamlar öyle yürekli oynadılar ki bizi de susturdular. Rakibin o kadar da önemli olmadığını işin kafada bittiğini herkese gösterdiler.

Takıma baktığımız zaman geçen seneden bu yana değişen şey yılmadan, sıkılmadan savunma yapmaları ve bu savunma basketbolundan zevk almaları. Gerek bireysel, gerekse takım halinde savaşan tabiri caizse savunmadayken rakip kim olursa olsun rakibine meydan okuyan bir takım olmuşlar. Basketbolun doğrularını çok az yapmalarına rağmen öyle özverili, öyle isteyerek oynuyorlar ki başarı kaçınılmaz oluyor.

Yazının bu kısmında amacım göz önünde ki başarıyı gölgelemek yada karalamak değil. Bunu baştan belirteyim. Ancak bazı doğruları konuşmamız lazım eğer gerçekten finale yürümek istiyorsak.

Zaten zayıf olan rakiplerimize değinmeden geçicem.

Yunanistan maçıyla başlayalım; Yunanlar yıllardır çekirdek bir ekiple oynar ve milli takımdan ziyade artık bir kulüp takımı gibi ülkeydi. Ancak önce Alvertis ve Hatzivrettas, ardından da Giannakis’i kaybetmek resmen ruhlarını kaybettirmiş Yunanlara. Diamantidis formsuz ve sakatlıktan yeni çıkmış. Spanoulis bütün rakip savunmanın baskısı üzerinde ve yardımcısı yok. Calathes sistemin içine dahil olmaya çalışan ancak tam anlamıyla bir çaylak. Zisis hayatı boyunca sakatlıklar yaşamış, ona rağmen bu turnuva da az çok sistem içinde ayakta kalan bir adam. Yunan guardların durumu böyle olunca uzunlarına değinmeye bile gerek kalmadı, çünkü servis alabilecekleri bir dış adam kalmadı.

Rusya ikinci ciddi rakibimizdi; kendileri Türkiye’ye gelirken J R Holden ve Krilenko ile zaten kafadan takımın yarısını bırakıp geldiler. Guard mevkisinde Ponkrashov, Bykov ve Fridzon’a bel bağlamaları çaresizliklerinin bir diğer adıydı. Ancak yine de Ruslar disiplinli ve doğru bildiğinden ödün vermeyen bir sistem takımıydı. Kazandık ve yolumuza devam ettik.

Porto Riko maçına aslında pek değinmeye gerek yok. Yine de baktığımız zaman onların kaos basketbolu, düzensizliği bizi bozabilirdi. Buna izinvermedik. Arroyo sakatlanınca J J Barea yegane güvenebilecekleri guarddı. Barea’da temastan kaçmayan ve tempoyu seven bir guard olduğu için yorgundu. Onların sıkıntılarından faydalanarak kötü oynadığımız maçı sonu sıkıntılı olsa da iyi bitirdik.

Fransa buraya en eksik gelen takımlardan birisiydi. İlk maçlarında İspanya’yı yenmeleri onlara gruptan çıkma şansı tanıdı. O aldıkları ekstra galibiyet ve Yeni Zelanda karşısında 12 sayı farkla mağlup olunca 2. turda karşımıza çıktılar. Hiçbir kaynağa bakmadan Parker-Turiaf-Pietrus bir çırpıda saydığım eksikleri. Vitesi 5’e almış milli takımımıza 15 dakika dayanabildiler ve mağlup oldular.

Çeyrek final, rakip Slovenya; Slovenler en az bizim kadar tutkuları ve motivasyonlarıyla oynayan bir takımdı. Her maçtan önce okudukları milli marşta bile motivasyonlarını görebiliyordunuz. Ülkelerinden gelen ve her maç takımı çılgınca destekleyen yaklaşık 7000 taraftar takım için itici güç oluyordu. Çok doğru ve hoş bir basketbol oynuyorlardı. Eksikleri bolca vardı ve bu rotasyonda sıkıntı yaratmaktaydı Slovenlere. Baktığımız zaman Nesterovic-Lorbek-Smodis-Beno Udrih gibi adamlar çeşitli nedenlerden dolayı şampiyonaya gelemediler. Özellikle pota altındaki eksikler büyük sıkıntı yarattı Slovenlere. Artık zaman oyuncusu Brezec ilk beş oyuncusu olmak zorunda kaldı. Bütün eksiklerine rağmen onurlu bir şekilde mücadele ettiler ve çeyrek finale kadar yürüdüler. Ancak ne savunmamıza direnebildiler ne de çok ekstra soktuğumuz şutlarımıza. Bu büyük başarımızda rakiplerde ki eksiklerinde katkısı tartışmasız vardır!

Artık yarı finaldeyiz ve rakip Sırbistan. Sırplar her yaş grubunda istisnasız bizi yenen bir takım. Turnuvaya ufak tefek sıkıntıları saymazsak bizimle birlikte en tam gelen takım Sırplar. 12 kişilik rotasyonu dibine kadar kullanan ve her isimden katkı alan bir takım. Bütün oyuncuları Yugoslav alt yapı eğitiminin getirisi olarak basketbolu çok iyi bilmekte ve muhteşem görev adamı. Her turnuva yıldızını sistem içinden çıkaran Sırplar bu yılda Savanovic’i hediye ettiler bizlere. Anlatmak istediğim şu; ilk defa bu kadar büyük bir sistemle ve eksiksiz bir kadroyla karşılaşacağız. Kısalarından Teodosic dahil çekinmemekle birlikte; Krstic-Savanovic-Macvan-Keselj-Velickovic gibi adamları savunabileceğimizden emin değilim. İspanyollar büyük baskı kurmalarına rağmen Sırplardan tam 92 sayı yediler. Kimse o maçta İspanyollar için kötü savunma yaptı diyemez ama Sırplar en büyük baskıların bile altından muhteşem hücum sistemleriyle kalktılar. Biz tartışmasız turnuvanın en iyi savunma yapan takımıyız; Sırplar da yapıları gereği en doğru şutu bulan takımı. Çok zor bir maç olacak. Bekle bizi final gümbür gümbür geliyoruz havasına girdik ki, çok tehlikeli sonuçlar doğurur. En önemli detaysa Tanjevic’in karşısında ilk defa kendi jenerasyonundan bir isim olan İvkovic olacak. Sırp takımının yapacaklarından daha önemlisi İvkovic’in yapacaklarıdır benim gözümde. Sırpları bir adım önde görmekle birlikte yanılmayı Allah’tan diliyorum.

Eylül 9, 2010 at 12:12 pm 4 yorum

Eski Yazılar


Ağustos 2017
P S Ç P C C P
« Şub    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

İRTİBAT

tamsahablog@gmail.com

Twitter

follow me

sahaya giren

  • 77,751 kişiden birisin!

Yazar Arşivi

Doctor

best

best