Yazar Arşivi

FENERBAHÇE-GALATASARAY: 0-0

Galatasaray adına aslında pek de iç açıcı değildi durum maç başlayana kadar. Fenerbahçe daha bir özgüveni yüksek çıkıyordu yeşil zemine. Peki Galatasaray’ın galibiyeti kaçırdığı, Fenerbahçe’nin ise taraftarları için hayal kırıklığı yarattığı bu maçın beklentilerin aksine sonuçlanmasında etkili olan faktörler nelerdi?

Galatasaray adına; Kaleci Aykut’tan başlamak gerekir herhalde. Aslında uzunca yazmaya gerek yok. İki pozisyonda başarılı oldu. Bu da zaten rakipten gelen toplam atak sayısı… Yani %100 ile oynadı Aykut bugün ve taraftarını memnun etti. Sabri oynadığı kanattan gelen hücumcuyu durduracaktı. Bundan şüphe duyulmuyordu Galatasaray cephesinde, öyle de oldu. Stoch baş edemeyince Sabri ile, daha rahat edebileceği Hakan Balta’nın karşısına geçti bir ara, yine olmadı. Stoch’un bu bölgeye geçtiği zamanlarda top ters kanatta kaldı genellikle. Topun oynandığı bölge olan sağ tarafta ise yine Sabri vardı tabi, karşısında da Dia… Dia da baş edemedi Sabri ile. Sonra başladığı düzene geçti Fenerbahçe. Hagi’nin kesin talimatı olduğu belliydi beklere, çıkmayacaklardı. Çıkmadılar da… Bekler aldığı her topu geri oynadı. Ufak da olsa topu kaptırma ihtimaline karşı yapılan bir hareketti bu. Mantıklıydı da, zira Dia ve Stoch’un bir kere bu halde yakalaması kusursuzluğu delebilir, klasik Fenerbahçe galibiyetlerinden birini daha ortaya çıkarabilirdi. Böylelikle Fenerbahçe’nin bu sene en etikili olduğu gol yolunu, yani kanatlarını tıkadı Hagi. Stoperlere gelince, Servet lig başından beri en iyi maçını çıkardı neredeyse. Orta sahadan ve Neill’den kendisine pek bir iş artmadı gerçi ama yine de hoca değişikliğinin en çok vitrin yaptığı adamlardan biriydi. ”Neill, Servet’in eforundan tasarruf ettirecek kadar iyiydi” demek bile yeterli aslında Neill’in maçtaki performansını anlatmak için. Tam bir stoper gibiydi. Korkmadan girdi, yeri gelince vurdu, topu oyuna soktu, liderlik etti. Her şeyiyle sahadaydı Neill ve bunu hissettirdi. Geriye orta saha kalmıştı, onu da o bölgeyi kalabalık tutmanın yanında, oyunun sıkıştığı anlarda top çevirmeye yönelerek  ve Fenerbahçe ataklarını karşı bölgede karşılayarak sorunsuz olarak kontrol altına aldı. Ayrıca Pino’yu kanatta kullanmayı tercih etmeyerek Mehmet Batdal’ın forvete geçmesine göz yummadı Hagi. Böylelikle ne hücumda yavaş kaldı Galatasaray, ne de savaşan adamlardan birini orta sahada kullanamamak gibi bir eksikliği yaşadı. Sarp-Ayhan-Cana üçlüsünün yanında moralli bir Elano’nun iş yapacağını tahmin ediyordu herkes, ama bu kadar iyi bir Elano da kimse beklemiyordu. Hagi’nin gelişi ona yaradı. Muhtemelen takımdaki en vasat adam olan Misimoviç de Hagi’nin aşısından faydalanacaktır kısa bir zaman sonra. Sarp-Ayhan-Cana demişken, en kötüleri Sarp’tı demeyi de eklemeliyiz. Pek bir varlık gösteremedi, yine sadece koştu. Cana ”şimdilik”,  Ayhan ise genel olarak verebileceğinin en iyisini verdi diyebiliriz. Pino da bugün beklentileri fazlasıyla karşıladı ve ileride topu tutan, götüren, şutlayan isim oldu. Çoğu kişi güvenmiyordu kendisine sene başında, ama şu söylenebilir ki  ”neredeyse” Keita kadar kıymetli bir oyuncu. Hagi değişiklikleri de zamanında yaptı, yorulan oyuncuları üzerinde direnmedi, orta sahadaki enerjinin azalmasına izin vermedi. Serkan girip, sağ beki teslim aldığında Sabri’nin önemini bir kez daha anladı izleyiciler. Stoch maç başından beri en rahat hareket alanını bu zamanlarda buldu. Sabri  geçtiği orta alanda enerjiyi biraz daha yükseltti. Emre Çolak ise şimdiden Hagi ile şansının artacağını hissetmiştir herhalde. O da kısa oynamasına rağmen iyiydi. Basit oynadı, sırıtmadı. Genel olarak, rakibi orta sahada karşılamanın ve özellikle son senelerde hiç olmadığı kadar sert oynamanın avantajı Fenerbahçe sayısının değişmemesi olarak yansıdı. Baros’un olmayışı ve Pino’nun Volkan tarafından çıkarılan topları ise Galatasaray hanesindeki sayının değişmesine engel oldu.

Fenerbahçe için de bir şeyler söylemek gerekirse: Hocası ne kadar ”rehavete kapılmak gibi bir şansımız yok” dese de Fenerbahçe sahaya öyle çıktı. Yani rehavet içinde… İlk 15 dakikadaki Galatasaray’ı görünce rehavetten kurtulsa da artık onun yerini tedirginlik almıştı ve Fenerbahçe’nin en büyük kaybı bu ilk 15 dakikadaki iki his arasında kayıp giden bir tek şeydi, o da özgüven… Defansında ara ara boşluklar vererek maçtaki Galatasaray ataklarına kapı araladı Fenerbahçe takımı. Dia’nın, karşısında Hakan Balta olduğunun farkına varma şansı da işte o ilk 15 dakikada, özgüven ile birlikte kaybolup gitti. Çünkü Hakan Balta maçın ilk 15 dakikalık bölümünde bir-iki pozisyonda Dia’nın hemen arkasında biterek ilk müdahaleyi yapmış, Dia’nın yüzünü döndürmeyerek hızlanmasına olanak vermemişti. Hal böyle olunca Dia tanımadığı rakibini gözünde büyüttü ve bir dahaki pozisyonlarda Hakan’ın üstüne gitmeyi tercih etmedi. Halbuki hocanın müdahalesi bu yönde olmalı, Dia’yı Hakan’ın üzerine gitmesi konusunda uyarması gerekirdi. Rakibin hocası 2(iki)  günde oyuncularına Fenerbahçe’yi ezberletmişken, Aykut Kocaman sadece Hakan Balta için bile bunu yapamamıştı. Aslında Dia’nın Galatasaray solunu rahatsız etmesi Hakan Balta’yı bir kere geçmesine bağlıydı. Zira bir de maçın büyük bölümünde Galatasaray sol açığından pek bir yardım alamamıştı defans bölgesi için. Stoch için söylebilecek fazla bir şey olduğunu düşünmüyorum. Karşısında Sabri vardı, olmadı! Alex çoğu derbi maçıncaki gibi kayıptı. Özellikle de orta sahası kalabalık rakibe karşı oynadığı derbilerde olduğu kadar. Emre bugün çalışsa da elinden geldiği kadar, Cana’nın dişini göstermesi frenledi kendisini. Zannediyorum Fenerbahçe’deki hiçbir maçında böyle sertlik görmemiştir. Lugano bu maç sonunda Yobo’ya çok şey borçlu oldu dersek, Lugano ve Yobo hakkındaki yorumları da kısa ve en net şekilde yapmış oluruz. Caner ve Topuz vasattı diyerek geçmeli bu ikiliyi de. Günün iki önemli adamı Fenerbahçe adına Gökhan Gönül ve kaleci Volkan’dı. Biri tıpkı Sabri ve Hakan gibi ”ileri çıkma!” talimatı almışken, bunun yanında bir de rakibinin öne geçmesini engelleyen müdahaleyi yaptı; diğeri ise tabelanın değişmesi engelleyen diğer müdahaleleri…

Ayrıca bu maçta Fenerbahçe’nin kötü oynadığını söylemek yanlış olur diye düşünüyorum. Yanlış olmasının yanında haksızlık da olur. Haksızlık olur; çünkü, ”Fenerbahçe kötü oynadı” demek Fenerbahçe’yi oynatmayan Galatasaray’ın hakkından da çalmayı  ifade eder.

yazan: vay acondios

Reklamlar

Ekim 26, 2010 at 6:06 am Yorum bırakın

Deja vu!

Dün Fenerbahçe tribünlerindeki ‘’Deja vu’’ pankartı göze çarpmıştı ve haklı çıktı Fenerbahçe tribünleri.

Her şey aynıydı. Galatasaray kötü, Fenerbahçe iyi… Galatasaray kesin mağlup, Fenerbahçe baştan galip… ‘’Deja vu’’nun tamamlanması için artık maçın başlaması bekleniyordu. Maç başladı ve yine aynı şey oldu. Galatasaray tahmin edilenin aksine baskılı başlayıp ‘’buradayım’’ dedi, iyi oynadı, galibiyeti kaçıran taraf oldu ve maç başladığı skor ile bitti. Tıpkı 3 Şubat 2008’deki gibi…

yazan: vay acondios

Ekim 25, 2010 at 12:30 pm Yorum bırakın

Derbiye Saatler Kala

Bir belgeselde şöyle bir şey geçmişti, ”Çita müthiş bir canlıdır. Adeta koşmak için yaratılmıştır. Bütün bacakları kesilse de koşmaya devam edebilir.”

Evet, kötü durumda Galatasaray. En kötü lig başlangıçlarından birini yapmış, oyuncuların hocayı sabote ettiği dedikoduları arasında hocasıyla yollarını ayırmış, efsane isimlerinden birini derbiye sadece  50 saat kala takımın başına getirmiş, sakatlıklar nedeniyle önemli oyuncularından yoksun bir şekilde maça hazırlanmış. İşte böyle bir zamanda derbiye çıkacak Galatasaray. Bir kesime göre bu tabloda Fenerbahçe tarihi farka gidecekken-ki bu %90 lik bir kesim- kimilerine göre ise, ”derbiler üç ihtimalli maçlardır” tanımına istinaden böyle bir şey söylemek doğru olmayacak.

Böyle bir ortamı daha önce Şubat 2008’de görmüştük. Galatasaray Türkiye Kupası maçında Saraçoğlu’na çıkarken iddaa oranları 1.60 -yanlış hatırlamıyorsam- gibi düşük bir oran ile Fenerbahçe’yi favori gösterirken, Galatasaray tamamı yerli bir onbir ile sahaya çıkıyor ve mağlubiyet maç başlamadan üzerlerine damgalanıyordu.  Aslında o derbiden önceki durumun bugünküne ne kadar benzediğini Ekşi Sözlük’teki bir yazarın entrysinde görebiliriz;

”Yüzeysel olarak değerlendirilebilecek bir yaklaşımda bulunmak gerekirse;

Favori Fenerbahçe.

Galatasaraylılar’ın buna alınması, en azından bu şartlarda çok yersiz.

Yok iddaa bilmem kaç oran vermiş de, tarihin en düşük oranıymış da, bla bla bla.

Galatasaray, Fenerbahçe karşısına bugün reserve team ile çıkıyor. Muhtemel 11’e bir bakalım:

Orkun Usak

Uğur Uçar
Servet Çetin
Emre Güngör
Volkan Yaman

Serkan Çalık
Barış Özbek
Mehmet Topal
Arda Turan

Ümit Karan
Hakan Şükür

Bu kadroda yapılabilecek en radikal değişiklik; forvet hattından birini çıkarıp, Marcelo Carrusca veya İsmael Bouzid’i sahaya sürmek. sakatlıktan yeni çıkan ve maç kondisyonu olmayan Ayhan Akman en iyi ihtimalle ikinci yarıda oyuna girebilir.

Şu gördüğümüz isimlerden kaçı ilk 11 oyuncusuydu sezon başında?

Orkun Usak, Uğur Uçar ve Servet Çetin. yani 3.

Eksiklere bir bakalım (kulübeden bir kaleci aldığımızı varsayarak):

Aykut Erçetin: (eklenti+kulübede)

Sabri Sarıoğlu: kadro dışı
Rigobert Song: afrika kupası’nda
Semih Kaya: sakat
Sakan Kadir Balta: sakat

Hasan Şaş: sakat
Tobias Linderoth: sakat
Okan Buruk: sakat
Ayhan Akman: sakat+kulübede

Cassio Lincoln: sakat

Shabani Nonda: sakat

Peki bu takım Fenerbahçe’yi yenebilir mi?

Evet, hatta şampiyon bile olabilir..

Galatasaray yenilirse ne olacak?

Kalli ipe dizilecek. sahaya sürdüğü kadro ne olursa olsun yerden yere vurulacak.

Şimdiden söylüyorum, şu tabloya bakın ve utanın. (bkz: su testisi su yolunda kırılır)

Hadi bir de Fenerbahçe’nin muhtemel 11’ine bakalım:

Volkan Demirel

Gökhan Gönül
Diego Lugano
Edu Dracana
Roberto Carlos

Deivid de Souza
Selçuk Şahin
Marco Aurelio
Uğur Boral

Alex de Souza

Semih Şentürk (Mateja Kezman)

Hepsi formda.

Kariyerinin zirvesinde olan oyuncular var; Alex-Semih-Deivid gibi.

Ölü toprağını üzerinden daha yeni atmış oyuncular var; Kezman-Selçuk gibi.

Dünyanın en iyi sol beki var; Carlos gibi.

Hepsini tek tek anlatmaya gerek yok halbuki. eşleşmeler ortada.

Futboldan biraz anlayanlar adına Fenerbahçe’nin sahaya favori çıkması gayet doğal. Ve Fatih Terim’in bir sözü vardır, işte Galatasaray için aynen öyle bir maç:

(bkz: yenilmek kolay yenmek olay)”

Entry sahibi: tek ihtimali olan insanlarin hikayesi.

İşte başlamadan önce böyle bir tablonun oluştuğu maç, 0-0 bitmiş ve Galatasaray galibiyeti kaçıran taraf olmuştu. O gün Fenerbahçe’nin sahaya çıkan kadrosu Galatasaray’ınkinden ne kadar kaliteli ise bugün de ”en fazla” o kadar kalitelidir.-ki sakatlar yüzünden böyle bir durum vardır.

Galatasaraylılar’ın içinde mağlubiyeti maç başlamadan kabullenmiş olanların bulunması da ayrı bir tartışma konusu aslında. Bu kesim 2008 Şubat’ını görmedi mi? hatırlamıyor mu? Ya da futbolda hiçbir şeyin bu kadar net olmadığını bilmiyorlar mı?  Keybedecek hiçbir şeyi olmayan ya da kaybedecek çok şeyi olan takımların tehlikesinden bihaberler mi? Bir de parasını Fenerbahçe’nin galibiyetine yatıran Galatasaraylı ve mantıkçı! iddacılar var. Acaba bilmiyorlar mı hocası değişen takımın aynı hafta ne kadar tehlikeli olduğunun istatistiğini? diye düşünüyor insan. Belki haklı çıkacaklar ve 1’e 1.5 veren Fenerbahçe galibiyeti ile zengin! olup, ”mağlubiyetin tesellisi”ni alacaklar. Kimisi için bu kadar ucuz iken derbi maçlarının tesellisi, kimisi için uykusuz ve sessiz; uzun geceler ister.

Şimdi, nasıl ki çoğu kişi Fenerbahçe’nin kazanacağını söyleyebiliyorsa, hiç kimse de Galatasaray’ın kesinlikle kaybedeceğini söyleyemez.

Galatasaray büyük bir camiadır.  Adeta zirve için kurulmuştur. Bütün olumsuz şartlar üst üste gelse de rekabete devam edebilir.

yazan: vay acondios

Ekim 24, 2010 at 12:51 pm Yorum bırakın

Cevad Prekazi

Birçok kişinin Galatasaraylılık temelinin harcında su, çimento ya da kumdur Prekazi… Temelin ta kendisidir hatta kimisinde. O’nunla başlamıştır inşaası, onunla yükselip, onun üzerinde oluşmuştur çok kişinin Galatasaraylılığı . Sarı-kırmızının adı olmuştur bazı yüreklerde. Sebeptir yani… Monaco’ya atılan bir gol değildir Prekazi… O golle çarpan yüreklerin sahibi, o golü gören gözlerin ışıltısıdır. Metin’den sonra sahada aşk arayan gönüllerin aşkıdır Prekazi. Hagi’nin avuttuğu bir özlem… Bir vefa ve sadakat incisidir aynı zamanda. ”Galatasaray benim aşkım” diyen bir dile değil, o aşk ile çarpan bir kalbe sahiptir.

Şimdi kırık o kalp… Şimdi mahçup…Şimdi üzgün. Aşk’a el uzatmanın ilk defa kötü olduğunu düşünüyordur belki de. İlk defa birini zor durumda bırakıyordur aşk’ı yüzünden bu temiz kalp. Şimdi desteğe ihtiyacı var. Bilmeye ihtiyacı var; taraftar yanında! O taraftarın gönlünde. taraftar temiz… Taraftar onunla…

Yazan: vayacondios

 

Eylül 2, 2010 at 8:45 pm Yorum bırakın


Temmuz 2018
P S Ç P C C P
« Şub    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

İRTİBAT

tamsahablog@gmail.com

Twitter

follow me

sahaya giren

  • 78,059 kişiden birisin!

Yazar Arşivi

Doctor

best

best