Kenan Sofuoğlu için Önce İtalya’dayız. ( bir yarış hikayesinden ötesi )

Ekim 30, 2010 at 11:24 pm 6 yorum

‘’24 eylül Cuma,25- cumartesi, 26-pazar’’

  1. ( çıtırdan giriş yapalım )

Geç kaleme aldığım bir yazı diyeceğim ama öyle de değil. Aslında 20-25 gün geçmiş üzerinden. Bir huyum var vazgeçemediğim. Daha önce gitmediğim bir yere gidiyorsam ve orayı çok beğeniyorsam önce bir toparlanmasını bekliyorum zihnimin. Çekmiş olduğum fotografları, kendine özgün yaşanan anıları, keyfi, an’ı bekletiyorum bir süreliğine.  Sonradan açıp notlara, fotograflara bakmak bir kez daha götürüyor o güzel yerlere. Kısa bir sürede, daha unutmaya yakınken bir kez daha hatırlıyorum, gitmiş oluyorum oralara bu sayede. Çıtırdan anlattım ki bu huyumu, yaşananları bir an önce anlatacağıma  söz verdiklerim, ulan Mustafa,  gittin o yarışlara, ülkelere haydi  yaz ki okuyalım diyenlerin  ufak da  olsa bir seçeneği olsun beni  affetmelerine dair. Beklettim bir hayli fazla zamandır.

Neyse efendim,  Kenan Sofuoğlu için, şampiyonluğunu görmek için 24 Eylül Cuma günü  Atatürk Havalimanı’na  sabah erkenden ayak basma sözü verdik arkadaslarımızla. Öncesinde, saatler 06.30 gibiyken florya’da 40 çeşitli bir kahvaltıya arz-ı endam ettik.  Boğazına düşkün biriyim. Lezzetin peşindeyim. Hal böyleyken peşinden gittiğimiz ağabeylerimiz, yanımızda tuttuğumuz kardeşlerimiz de bu yolun vazgeçilmezleri oluyor. Muhabbetin de, birbirine karşı olan saygının da, güzel güzel kahkahaların da kalbinin attığı yerlerdir yeme-içme sofraları.

Olabildiğince güzel anları anlatacağım. Giriş çıkış beklemelerini, pasaport kontrolünde geçen zamanı ( gerçi benim öyle bir problemim olmuyor. Fakat grubumuzda yeşil pasaport sahibi olmayan birkaç kişiyi beklemeden mi gitseydik yaaaniee?) atlayarak geçmenin derdindeyim…

24.09.2010 Bologna.

Birçok yerde gördüm ve görmeye devam ediyorum. THY’nin sunduğu imkanlar, bizdeki sistem, modernlik, rahatlık, internet ağı, ulaşılabilirlik, anlaşabilmek gibi imkanlar yoktu orada da.  Hani çok üzerlerine de gitmek gibi olmasın ama ilk 3 listesi yapılsa dünyada, ülkemiz temizinden o listenin gediklisi olur. Atatürk Havalimanı ile Bologna Havalimanı’nı değil karsılaştırmak, neyse bir karşılaştırayım;  bulutların üzerinde gallardo kullanmak ve  köy yolunda Lada Samara kullanmak. Bu ikisini samimi bir şekilde düşünün. Daha da kıyas yapmam. Bir çok ülkede böyle bu. Ha ama İstanbul’un farkı dersin, böyle olmak zorunda dersin vesaire… Bir şey diyemem.

İndik güzel güzel Bologna’ya. Havaalanı’nın en büyük artısı önceden oda ayırttığımız Sheraton’ın  hemen yanı başında olmasıydı. Sheraton konusuna da değineyim bu arada. Hani ismine bakarsın, dünyanın her yerinde Sheraton, Sheraton’dır  dersin. Yok öyle değilmiş. Yine bizdeki kalite yok anasını satayım.  Bu gözler ne gördü?- Pis aksanıyla İngilizce konusmaya çalışan İtalyan resepsiyonun, ‘’ eğer internet imkanından faydalanmak istiyorsanız bu sözleşmeyi imzalamalısınız.’’ Uyarısını. Sözleşmede iki seçenek var. 12 saatlik wireless kullanımı 15 euro. 24 saatlik wi-fi kullanımı 25 euro. Adamlar ayak üstü şoka soktu beni. Hani derler ya, ‘’yemişim parasını’’ aynen öyle. Parasını mesele ettiğimizden değil de, o ortalama üzeri otele verdiğimiz paranın yanında bu yaptıkları kazıklamaktan  başka bir şey değildi.  Önemli olan o da değil. Eğlenmeye, Kenan’ı desteklemeye gelmişiz.  Çıktık otelden. Bologna şehir merkezi’ne doğru gidelim dedik.  Hemen taksi çağırdık. Bembeyaz, son model taksiler geldi otel önüne.  Bindik.  Taksicinin taksimetresinde açılış fiyatı  7.5 euro yazıyor. Taksi dediğim araba da 6 kişilik. Ön koltuğa oturmak yasak.  Dedim ki  ( cümleye girişimi aktarıyorum. bizzat böyle konuştum. Yalan dolan yok )  ‘’ Sevgili piççccii sinyorrr, why 7.5 ?… ‘’

Abilerin sistemi duraktan çıkarken çalışmaya başlıyormuş. Geliş mesafelerini  de bize bindiriyorlarmış. Artı olarak 5 km ötedeki  Bologna piazza maggıore’ye ulaştığımızda da bindiğimiz kişi sayısı kadar kelle başı 1 euro daha alınıyormuş. Yani kısa bir hesap yapalım: otele gelip açılış fiyatını 7.5 euro’dan çakmak + 5 km yol + 4 kişinin kellesinden alınan 1’er euro = vardığımız zaman 25 küsür euro.

Günde en az 2 kere o yolu gidip geldiğimizi düşünün. Yemek, içmek, gezmek, eğlenmek derken bunu her gün tekrarladık. Bu sadece bizim taksinin masrafı. Peşimizden gelen 2 taksi daha oldu hep. Yani 10 türk, 3 taksi ile temizinden  450 euro bıraktı  3 günde sadece taksicilere.

Neyse diyelim buna da…  Ay’ın 24’ü hâlâ. Akşam olmuş yavaş yavaş. Akşam yemeği derdi de başlamış en masumane şekilde. Güzel şeyler var. Tam yemelik. İtalyan mutfağı güzel ama alışmak zaman alır diye düşünüyorum.  Biraz damak tadı farkımız var.  Fellik fellik en uygun yiyecekleri bulmak için girdik bir restorana. Güzeldi. Doyduk…

Cumartesi oldu. Bologna’dan Modena’ya doğru hareket ettik. Ferrari mağazası, Ferrari oteli, Ferrari kiralama, Ferrari ile ilgili her şey… orada da biraz eğlenelim derken 4 saati gömdük Modena’ya.  Harikulade bir ortam. Müthiş temiz, bakımlı, yeşilliği bol yollar, caddeler.. Orta yaşlı amcalar, teyzeler… Her yerden motor sesleri yükseliyor. Yanımızdan sürekli kırmızı ejderler geçiyor…  Bir bakıyorsunuz  50 küsür yaşında bir abimiz atmış eşini yan koltuğa. Güzel güzel geziyorlar. Arada bir gazlıyorlar. Araba Ferrari bu arada.  Öyle gençlerin altında pek göremezsiniz.  Genelde orta yaşlı ağabeylerde ateş gibi Ferrariler mevcut.

O gün kiraladım ben de bir tane Ferrari F430 F1 Coupe.  İstanbul’da tecrübe etmişliğim vardı birkaç kez. İstanbul park ‘ta…  Modena’da ayrı bir heyecan oldu tabii ki. Fakat adamların size güvenip, arabayı vermesi gerçekten inanılmaz bir şey. Sözleşmeye imza atıyorsunuz ama gözünüz korkmasın. Kaza yaparsam masrafları karşılarım diye bir madde falan yok. Sadece ‘’ bana bir şey olursa tüm sorumluluğu üzerime alıyorum.’’maddesinin altına imzayı çakıyorsunuz.  Önce yardımcı pilot veriyorlar yanına. 10 dakika test sürüşü var. Zaten saçmalarsan arabayı senden alıyorlar. Testi geçersen buyurunuz efendim diyerekten  anahtarları teslim ediyorlar.  Uzun uzun Modena asfaltlarında arabayla seviyeli bir ilişki kurduktan sonra Milano’ya geçmek istedim kırmızıyla. Kıyısından döndüğümü söyleyebilirim sadece.  Vazgeçtim… Sergen Yalçın’ın dediği gibi: ‘’ sıkıntı var’’ durumları yaşamamak için vazgeçtim. F430 f1 coupe isimli 4 tekerlekliye  sabredersen 340’ı görebilirsin.  Ha ama bana soracak olursanız  260-280  arasındaki ibreli sürtüşmeyi görür görmez hızımı kesip  dörtlüleri yakarak yol kenarına çektim.  Utanmasam ağlayacağım. O derece alışık olmadığım bir hıza ulaştım otobanda. Hayat bu kadar mı basit ulaaan diyerek 20 dakika kendime gelmeyi bekledim.  Yok arkadaş,  hiçbir şeye benzemiyor bu 260 ve 280 arasında kalma hadisesi. Yol üçgenleşiyor, renkler birbirine giriyor. Yol çizgileri dümdüz oluyor. Kesik kesik değil. Kilometre sayacı çat çat çat hızlı bir şekilde dönüyor.  Yola hakim olamaz hale geliyorsunuz. Müthiş bir kondisyon istiyor. Zaten taş çatlasa 20 saniye kalabildim o hızda.  O da ayrı bir fiyasko kendi adıma.  Her neyse, dediğim gibi çektim müsait ilk anda yol kenarına. O hızda uçak kalkıyor ulan dedim kendi kendime. Sonra insan olacağıma dair söz verip, sadece tv karşısında 300-360 km hızlara ulasılan Formula 1’ i izleyeceğime kendimi inandırdım.  Kısaca anılardan da bahsederken imola’ya uğrayıp sıralama turlarını izlediğimi araya sıkıştırarak Bologna’ya dönüş yaptığımı deklare ederim efendim…

Pazar: …

Aptal saptal kahvaltılara maruz kaldığımız sabah saatlerinden biriydi 26 eylül pazar günü de. Avrupa’da biz Türklerin yaşadığı en basit adaptasyon sorunlarından bir tanesi de budur. Bologna’dan İmola’ya doğru ilerliyoruz stresli bir şekilde. Geldik öyle böyle derken piste. Bekliyoruz Kenan’ın yarışını. Var daha 2 saat. O sırada da diğer yarışları izleyip,  7 x 5 metrelik  dev Türk Bayrağını nereye asalım diye fikir alışveriş yapıyoruz. Yarışa 20 dakika kala kararlaştırdık ve motorsporları tarihinde olmayan bir yere, Pitlane’in hemen üstüne asıverdik ay yıldızlı bayrağımızı.  Yurtdışında yaşayan gurbetçilerimiz de bayrağı görüp geldi yanımıza. İyi bir taraftar kitlesi çektik bölgeye. Bu işi de hallettikten sonra hemen pite girdim. Önce grid kontrolleri, sonra da Kenan’ın yanına gidiş…

Her zaman olduğu gibi yine çok sakindi Kenanımız. Yine sabitledi gözlerini asfalta. Takımı son kontrolleri yaparken, o da bir süre gözü açık biçimde daldı uzaklara…

Haydi Kenan, haydi şampiyon diyerek dilimden ne geliyorsa gazlayıcı tüm kelimeleri sıraladım.  O’nun da 22 tur boyunca gazlayacağını düşünerek..

Gerçi Şampyion yarıştan önce bir şey çok sık tekrarlıyordu: ” Çok zorlamayacağım. Birinci olmam çok da önemli değil burada. Yeter ki Laverty benim arkamda bitirsin yarışı. O benim arkamda kaldığı sürece İtalya’da 1. olmasam bile Fransa’da Şampiyonluğumu ilan edebilirim.” Fakat o da fazla dayanamadı ve biraz zorladı birinciliği işin açıkcası. Buna sebep olan en büyük nedenin de ‘biz’ olduğunu söyleyebilirim. Sırf desteklerimizi boşa çıkarmamak için 1. olmak istedi. Ben buna inanıyorum rahatlıkla. Bundan dolayı da pişman oldum. Çok pişman oldum hem de.

Derhal çıktım yine pitlane’in üst kısmına. Bizimle beraber olanları ve bayrağı kontrol etmek gerekiyor bu gibi durumlarda. Her an her türlü aksiliği çıkartmaları mümkün bizlere karşı. Cumartesi günü Kenan Sofuoğlu’nun takım odası önünde yaptığımız yaygaraya, tezahürata çok şaşırmıştı takım arkadaşları. Çok memnun da kalmışlardı aynı zamanda. Orada adımız çıkmış bir kere. Bunun sebep olduğu başka bir olayı da ilerleyen günlerde anlatacağım mümkünse.

Neyse biz yine dönelim pazar gününe. Yarış başladı ve çok nadir görülen cinsten bir çok geçiş yaşandı bu yarışta. Heyecandan buz gibi olduk. Her şey yolunda gidiyordu dışarıdan bakıldığı zaman. Fakat benle beraber izleyen herkese sordum ve hepimizin içinden geçen şey; ” son dakikaya kadar bir türlü gönlümüz rahat etmedi. Hep bir kaza olacak korkusuyla izledik.” olmuş. İşte korktuğumuz da son turda başımıza geldi maalesef. Adi, köpek Laverty eşşeği geçişin mümkün olmadığı o son virajda gereksiz yere çok yaklaştı Kenan’a ve kendisiyle beraner Kenan’ın da düşmesine neden oldu. Bundan daha vahimi ise o irlandalıyı kaldırmaya 6-7 tane yarış görevlisi koşarken, ilk düşme anının hemen akabinde Kenan Sofuoğlu’nun yanına bir kişi bile gitmedi. Kenan önce tek başına kaldırmayı denedi ama o kadar büyük bir yorgunluk var ki yarışmayan anlayamaz diyorum. Lütfettiler de bir tanesi gelip yardım etti Kenan’a son anda. Adalet bu ya, laverty önce kalkmasına rağmen! gazlayamadı. Kenan da bunu iyi değerlendirerek yine yarışı Laverty’nin önünde tamamlayarak kendisini ve bizi büyük sıkıntıdan kurtardı. Bu arada yarışı 3. sırada takip eden Kenan Sofuoğlu’nun takım arkadası, bu kaza sayesinde son 400 metrede 1. olarak podyuma çıktı.

Bu kazaya sebep olan Laverty’nin başka seçeneği yoktu. Şampiyonluk için elindeki en önemli ama en çirkef kozunu kullandı.  Tabii bu esnada biz ne kadar kendimizden geçtiysek artık hiç bilmiyoruz ama yanımızdaki tüm yabancılar uzaklaşmız bizden. Ben kendi adıma konuşacak olursam eğer, en son kendimi bulduğum yer; basın toplantısına doğru giderken Laverty’i getiren aracı ve içinde onu gördüğüm an ağır hakaretlerde bulunduğum geçiş alanıydı. Bir tane de sevgilisi var bu irlandalının. İyi ki sevgilime bir şey olmadı diyordu ayaküstü.  Gel de girişme  Cantona tekmesiyle suratına suratına…

Kenan Sofuoğlu öyle bir sporcu ki; Laverty’nin konuştuğu esnada tepkilerimizi bağıra bağıra sunarken ve yuhalerken bizi yatıştırarak ” abi boşverin. Hiç uğraşmaya değmez. Boşu boşuna adımızı kötülemeyelim.” diyebilenlerden. Bizim Kenan Sofuoğlu’na en çok yatıştırıcı etkisi göstermemiz gereken an içerisinde o’nun bizi yatıştırmasını artık nasıl yorumlarsınız bilemiyorum ama hakikaten kifayetsiz kalan kelimeler işte…

Yarıştan 4-5 saat sonra güzel bir akşam yemeği için araştırmalara başladık ve hakikaten çok da sağlam bir yer bularak damaklarımızı şenlendirmeye başladık. Zaten varız 3-5 kişi.  O gün de öyle geçti..

İtalya’yı böyle az çok anılarla anlatırken son birkaç şey söyleyeceğim ve sizler de şaşıracaksınız çok iyi biliyorum:

* Kenan Sofuoğlu’nun düşmesine sebep olan kaza nelere sebep olabilirdi?

– O kaza sonrasında Kenan’ın freni patlamış. Yani eğer bir tur erkenden olsaydı  o yarışı tamamlayamayacak ve şampiyonluk diye bir şey hayal olarak kalacaktı. Bunu Sofuoğlu’nun takımı haricinde hiç kimse bilmiyor. Bu bilinmeyen bilgiyi de buradan paylaşmak istedim. Bunu duyduktan sonra daha fazla sinirleneceğinizi çok iyi biliyorum. Eğer dediğim gibi sadece bir tur önce olsa gazlayamayacak ve şampiyonluğu Laverty’ye teslim edecekti.  Ne kadar keyif kaçıran bir durum değil mi?

* Peki bu kazaya sebep olan Laverty değil de Kenan olsaydı neler olurdu?

– O zaman kıyameti koparırlardı. Muhtemelen ceza da alırdı Kenan Sofuoğlu.

Bir Türk sporcusunun yaşadığı bu kadar zorluğa rağmen kendi kitle iletişim araçlarımızda dahi adam gibi Kenan Sofuoğlu haberi yapmayan, yampak istemeyen tüm patronlara, patronaj ilişkilere yazıklar olsun.  Yarışı takip etmesi için bir tek kişi bile göndermeyen gazetelere, televizyonlara yazıklar olsun. Kenan’ın kazasını ve buna kimin sebep olduğunu gazetelerden okudunuz ertesi gün. Bunun haberini, detaylarını  mail yoluyla biz gönderdik ülkem basınına. Ondan bile haberdar olamayacaklardı ne yazık ki ! Benim böyle bir görevim yok ama yine bazı şeyleri hatırlatmak için, insanlık olsun diye hiçbir kazancım olmadığı halde ilk haberi elden verdim.

Her şeye rağmen diyerek sözleştik İtalya’da. Haftaya Fransa’dayız. Magny cours’da şampiyonluk için bekleyeceğiz diyerek pazartesi günü bindik uçağımıza ve İstanbul’a döndük…

[ fırsat bulduğum ilk anda Fransa’ya gidişimizi, orada yaşadıklarımızı da aktaracağım. Fransa daha bir başka geçti. Daha heyecanlı ve stresliydi. ]

Yazan: Mustafa İnci ( tamsaha)

Reklamlar

Entry filed under: Kenan Sofuoğlu. Tags: , , , , .

Galatasaray Medical Park 84 – 68 Tarbes GB “Més Que Un Partido”

6 Yorum Add your own

  • 1. Nen  |  Ekim 31, 2010, 10:28 am

    Grid’e nasıl giriliyor denk geldiğimde ben de gireyim. Ne lazım?

    Cevapla
    • 2. tamsaha  |  Ekim 31, 2010, 10:35 am

      akredite olman gerekiyor. özel kart asman lazım boynuna. başka türlü mümkün olmaz.

      Cevapla
  • 3. Nen  |  Ekim 31, 2010, 11:15 am

    Nasıl akredite olunuyor? Video’dan bakınca kalabalık gibi orası, siz nasıl oldunuz?

    Cevapla
    • 4. tamsaha  |  Ekim 31, 2010, 11:29 am

      o videoda gördüğünüz yere belli saatlerde giriş yapmak serbest. onda sıkıntı olmuyor. fakat dediğim gibi belli bir zaman dilimi var. bundan dolayı oradaki kalabalığın akredite olmasına gerek kalmıyor. benim asıl bahsettiğim anlar yarıştan 10 dakika önce son kontrollerin yapıldığı start finish düzlüğü ve takım odası. işte oralarda gerekli oluyor o izinli kartlar. nasıl akredite olunur konusuna gelince, ya federasyondan, ya da bağlı oldugun gazeteden, televizyondan sana ait kontenjan açtırılması lazım.

      ya da yarışçının talebiyle sana özel kart verilmesi gerekiyor. şöyle bir durum var; ne kadar akredite olursan ol start finish düzlüğüne girebilmen için farklı durumlar beliriyor. orası da ayrı bir dünya tabii ki. özel numaralar veriliyor boyun kartına yapıştırman için. böyle uzun uzadıya belli standartları var diyebiliriz işte.

      Cevapla
  • 5. Nen  |  Ekim 31, 2010, 12:09 pm

    Anladım, teşekkürler. Soru cevap gibi oldu çok.
    Tesadüfen buldum ben siteyi de bilmiyorum o yüzden mazur görün. Siz hangi dergi veya gazetedensiniz veya öyleyseniz tabii? Soruyorum çünkü böyle grid görüntüleri hiçbir yerde yoktu.

    Cevapla
    • 6. tamsaha  |  Ekim 31, 2010, 1:35 pm

      Rica ederim. Ne demek umarım aydınlatabilmişimdir az da olsa. Benim kadrolu olarak bağlı bulunduğum bir ajans veya dergi gibi bir yer yok. iş düştükçe gidip yardımcı oluyorum epeyce bir zamandır. bir de yıllardır motorsporları ile ilgilendiğim için bazı tanıdıklar olmuştu dolayısıyla.

      Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Ekim 2010
P S Ç P C C P
« Eyl   Kas »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

İRTİBAT

tamsahablog@gmail.com

Twitter

follow me

sahaya giren

  • 77,892 kişiden birisin!

Yazar Arşivi

Doctor

best

best

%d blogcu bunu beğendi: