Archive for Ekim 26, 2010

FENERBAHÇE:0 GALATASARAY:0

Galatasaray yıllardır kazanamadığı Kadıköy’e her sene bu sefer kazanıcaz inancıyla gidiyor fakat 10 yıldır bunu başaramıyordu. Bu sene de henüz fikstür belli olur olmaz herkes ilk olarak Kadıköy deplasmanının tarihine bakmıştı. Öyle ya bu sene o seneydi artık. Ama işler Galatasaray için kötü başlamıştı ve bir türlü toparlanamayınca da Frank Rijkaard-Johan Neeskens ikilisi gönderilmiş yerlerine tüm taraftarın kabul edeceği tek isim olan Gheorghe Hagi getirilmiş Tugay Kerimoğlu da altyapıdan Hagi’nin yardımcılığına terfi etmişti. Ve tüm bu değişikliklere derbiden sadece 5 gün önce başlanmış ve 3 gün kala da sonlandırılmıştı. İşte tüm bu şartlardan ötürü Fenerbahçeliler zaten Kadıköy’de bir şekilde galip geldiklerini bildiklerinden tarihi farktan bahsederken, Galatasaray adının ne demek olduğunu özümsemiş insanlar ise o işin o kadar kolay olmadığını biliyor ve belki de bu 10 yıllık süreçteki en inançlı halleriyle bekliyorlardı maçı.

Maçın başlamasıyla ölü dedikleri Galatasaray’ın inancını gören Fenerbahçeli futbolcular sahada, taraftarlar ise tribünde şok olmuşlardı. Sahada Galatasaray takımı tribünde de taraftarı bir anda üstünlüğü ele geçirmiş, Kadıköy’deki o psikolojik eşik aşılmıştı ve Kadıköy’deki en büyük sorun olan futbolcuların kapasitelerinin çok altında kalma sorunları da yoktu artık. Burası Sami Yen burdan çıkış yok sesiyle inleyen Kadıköy’de Galatasaray had bildiriyordu adeta.

Hagi orta sahayı Ayhan, Mustafa Sarp, Lorik Cana üçlüsüyle sert tutup önlerine sağ tarafa Elano’yu sol tarafa da Misimovic’i koyarak Baros’un yokluğunda forvet oynattığı Pino’yu bu ikilinin atacağı toplarla kaçırmak istemiş ve mümkün olduğunda da orta sahayı Pino’nun yanına sızması için görevlendirmişti. Nitekim Elano da Misimovic de kanatlardan orta yapmak yerine ya Pino’yu ya da geriden gelen adamı(genellikle Sarp oldu bu) yerden attıkları toplarla buluşturmayı denediler. Pino’nun üstün performansı sayesinde de bu toplarla ilk yarıda özellikle tehlike yaratmayı başardı Galatasaray ama golü bulamadı.

Hücum tarafında çok fazla planı yoktu Hagi’nin zaten alternatifi de yoktu. Baros, Kewell, Arda kadroda bile yoktu. Bu 3 ismin öneminden bahsetmeye gerek yok sanırım. İşin savunma yönünde ise en uçtaki Pino’dan itibaren herkes müthiş çaba gösterdi. Lugano ve Yobo ikilisinden top almak için 1 2 metre kadar yanlarına yaklaşan Emre’nin oyununu o noktada Pino bozdu. Pino’nun yetişemediği veya geçildiği durumlarda ise Emre ve Alex Cana-Ayhan-Sarp üçlüsünün arasında kayboldu. Haliyle oyunu kanatlara yıktılar fakat o zaman da sağda Sabri-Elano, Stoch-Caner ikilisine üstünlük sağlayıp solda da Misimovic-Hakan Balta ikilisi, Gökhan-Dia ikilisiyle başabaş mücadele edince Fenerbahçe adeta çaresiz kaldı.

Hagi, daha sonra Misimovic-Barış değişikliği ile orta sahayı daha da sertleştirdi. Aykut ise Alex’i oyundan alarak ve de Semih’i oyuna sürerek karşılık vermek istedi ama Fenerbahçe’nin bu haliyle fizik gücü yüksek takımlarla başedebilmesi hiçbir değişiklikle sağlanamazdı. Hagi’nin belki de en büyük yanlışı Elano’yu ortaya çekmek adına Sabri’yi öne çıkarıp beke Serkan’ı sokması oldu. Stoch ilk kez bu andan sonra sıfıra inmeyi başardı ama onun da bu driblingleri yapacak gücü yoktu o dakikalarda.

Galatasaray Kadıköy’den hem hücumda hem de savunmada mükemmele yakın şekilde yardımlaşarak çıkmayı başardı, galibiyeti de kaçırdı. Hagi 2 günde bu takıma motivasyondan başka bir şey veremezdi o da onu yaptı. Her ne kadar dizilim bambaşka olsa da Fenerbahçeli oyuncuların biraz da sinirle yaptıkları agresif preslerden yardımlaşarak küçük üçgenlerle çıktı Galatasaray tıpkı Rijkaard’ın onlardan istediği gibi. Yani dünkü maçta Rijkaard’ın katkısını inkar etmemek; motivasyon ve özgüven eksiği olan takıma da bunları 2 günde aşılayan Hagi ye de teşekkür etmek gerekir.

Son olarak maç sonunda yaşanan Sabri’nin üçlü çektirme olayını beraberliğe bile seviniyorlar şeklinde değerlendirenlere de değinelim. Ben stattaydım. Hiç kimse beraberliğe felan sevinmiyordu. O üçlü çekerkenki coşku, ölü denilen Galatasaray’ın yıllardır kendisine sıkıntı yaratan Kadıköy’de ayağa nasıl kalktığını görenlerin duyduğu gururdan kaynaklanıyordu. Beraberliğe bile sevindi diyenler ellerindeki tek başarı olan Galatasaray’ı Kadıköy’de sürekli yenmek olanlardan başkası değildir. Buna itibar edenler de Galatasaraylı değildir.

yazan: hadomer

Reklamlar

Ekim 26, 2010 at 1:19 pm Yorum bırakın

FENERBAHÇE-GALATASARAY: 0-0

Galatasaray adına aslında pek de iç açıcı değildi durum maç başlayana kadar. Fenerbahçe daha bir özgüveni yüksek çıkıyordu yeşil zemine. Peki Galatasaray’ın galibiyeti kaçırdığı, Fenerbahçe’nin ise taraftarları için hayal kırıklığı yarattığı bu maçın beklentilerin aksine sonuçlanmasında etkili olan faktörler nelerdi?

Galatasaray adına; Kaleci Aykut’tan başlamak gerekir herhalde. Aslında uzunca yazmaya gerek yok. İki pozisyonda başarılı oldu. Bu da zaten rakipten gelen toplam atak sayısı… Yani %100 ile oynadı Aykut bugün ve taraftarını memnun etti. Sabri oynadığı kanattan gelen hücumcuyu durduracaktı. Bundan şüphe duyulmuyordu Galatasaray cephesinde, öyle de oldu. Stoch baş edemeyince Sabri ile, daha rahat edebileceği Hakan Balta’nın karşısına geçti bir ara, yine olmadı. Stoch’un bu bölgeye geçtiği zamanlarda top ters kanatta kaldı genellikle. Topun oynandığı bölge olan sağ tarafta ise yine Sabri vardı tabi, karşısında da Dia… Dia da baş edemedi Sabri ile. Sonra başladığı düzene geçti Fenerbahçe. Hagi’nin kesin talimatı olduğu belliydi beklere, çıkmayacaklardı. Çıkmadılar da… Bekler aldığı her topu geri oynadı. Ufak da olsa topu kaptırma ihtimaline karşı yapılan bir hareketti bu. Mantıklıydı da, zira Dia ve Stoch’un bir kere bu halde yakalaması kusursuzluğu delebilir, klasik Fenerbahçe galibiyetlerinden birini daha ortaya çıkarabilirdi. Böylelikle Fenerbahçe’nin bu sene en etikili olduğu gol yolunu, yani kanatlarını tıkadı Hagi. Stoperlere gelince, Servet lig başından beri en iyi maçını çıkardı neredeyse. Orta sahadan ve Neill’den kendisine pek bir iş artmadı gerçi ama yine de hoca değişikliğinin en çok vitrin yaptığı adamlardan biriydi. ”Neill, Servet’in eforundan tasarruf ettirecek kadar iyiydi” demek bile yeterli aslında Neill’in maçtaki performansını anlatmak için. Tam bir stoper gibiydi. Korkmadan girdi, yeri gelince vurdu, topu oyuna soktu, liderlik etti. Her şeyiyle sahadaydı Neill ve bunu hissettirdi. Geriye orta saha kalmıştı, onu da o bölgeyi kalabalık tutmanın yanında, oyunun sıkıştığı anlarda top çevirmeye yönelerek  ve Fenerbahçe ataklarını karşı bölgede karşılayarak sorunsuz olarak kontrol altına aldı. Ayrıca Pino’yu kanatta kullanmayı tercih etmeyerek Mehmet Batdal’ın forvete geçmesine göz yummadı Hagi. Böylelikle ne hücumda yavaş kaldı Galatasaray, ne de savaşan adamlardan birini orta sahada kullanamamak gibi bir eksikliği yaşadı. Sarp-Ayhan-Cana üçlüsünün yanında moralli bir Elano’nun iş yapacağını tahmin ediyordu herkes, ama bu kadar iyi bir Elano da kimse beklemiyordu. Hagi’nin gelişi ona yaradı. Muhtemelen takımdaki en vasat adam olan Misimoviç de Hagi’nin aşısından faydalanacaktır kısa bir zaman sonra. Sarp-Ayhan-Cana demişken, en kötüleri Sarp’tı demeyi de eklemeliyiz. Pek bir varlık gösteremedi, yine sadece koştu. Cana ”şimdilik”,  Ayhan ise genel olarak verebileceğinin en iyisini verdi diyebiliriz. Pino da bugün beklentileri fazlasıyla karşıladı ve ileride topu tutan, götüren, şutlayan isim oldu. Çoğu kişi güvenmiyordu kendisine sene başında, ama şu söylenebilir ki  ”neredeyse” Keita kadar kıymetli bir oyuncu. Hagi değişiklikleri de zamanında yaptı, yorulan oyuncuları üzerinde direnmedi, orta sahadaki enerjinin azalmasına izin vermedi. Serkan girip, sağ beki teslim aldığında Sabri’nin önemini bir kez daha anladı izleyiciler. Stoch maç başından beri en rahat hareket alanını bu zamanlarda buldu. Sabri  geçtiği orta alanda enerjiyi biraz daha yükseltti. Emre Çolak ise şimdiden Hagi ile şansının artacağını hissetmiştir herhalde. O da kısa oynamasına rağmen iyiydi. Basit oynadı, sırıtmadı. Genel olarak, rakibi orta sahada karşılamanın ve özellikle son senelerde hiç olmadığı kadar sert oynamanın avantajı Fenerbahçe sayısının değişmemesi olarak yansıdı. Baros’un olmayışı ve Pino’nun Volkan tarafından çıkarılan topları ise Galatasaray hanesindeki sayının değişmesine engel oldu.

Fenerbahçe için de bir şeyler söylemek gerekirse: Hocası ne kadar ”rehavete kapılmak gibi bir şansımız yok” dese de Fenerbahçe sahaya öyle çıktı. Yani rehavet içinde… İlk 15 dakikadaki Galatasaray’ı görünce rehavetten kurtulsa da artık onun yerini tedirginlik almıştı ve Fenerbahçe’nin en büyük kaybı bu ilk 15 dakikadaki iki his arasında kayıp giden bir tek şeydi, o da özgüven… Defansında ara ara boşluklar vererek maçtaki Galatasaray ataklarına kapı araladı Fenerbahçe takımı. Dia’nın, karşısında Hakan Balta olduğunun farkına varma şansı da işte o ilk 15 dakikada, özgüven ile birlikte kaybolup gitti. Çünkü Hakan Balta maçın ilk 15 dakikalık bölümünde bir-iki pozisyonda Dia’nın hemen arkasında biterek ilk müdahaleyi yapmış, Dia’nın yüzünü döndürmeyerek hızlanmasına olanak vermemişti. Hal böyle olunca Dia tanımadığı rakibini gözünde büyüttü ve bir dahaki pozisyonlarda Hakan’ın üstüne gitmeyi tercih etmedi. Halbuki hocanın müdahalesi bu yönde olmalı, Dia’yı Hakan’ın üzerine gitmesi konusunda uyarması gerekirdi. Rakibin hocası 2(iki)  günde oyuncularına Fenerbahçe’yi ezberletmişken, Aykut Kocaman sadece Hakan Balta için bile bunu yapamamıştı. Aslında Dia’nın Galatasaray solunu rahatsız etmesi Hakan Balta’yı bir kere geçmesine bağlıydı. Zira bir de maçın büyük bölümünde Galatasaray sol açığından pek bir yardım alamamıştı defans bölgesi için. Stoch için söylebilecek fazla bir şey olduğunu düşünmüyorum. Karşısında Sabri vardı, olmadı! Alex çoğu derbi maçıncaki gibi kayıptı. Özellikle de orta sahası kalabalık rakibe karşı oynadığı derbilerde olduğu kadar. Emre bugün çalışsa da elinden geldiği kadar, Cana’nın dişini göstermesi frenledi kendisini. Zannediyorum Fenerbahçe’deki hiçbir maçında böyle sertlik görmemiştir. Lugano bu maç sonunda Yobo’ya çok şey borçlu oldu dersek, Lugano ve Yobo hakkındaki yorumları da kısa ve en net şekilde yapmış oluruz. Caner ve Topuz vasattı diyerek geçmeli bu ikiliyi de. Günün iki önemli adamı Fenerbahçe adına Gökhan Gönül ve kaleci Volkan’dı. Biri tıpkı Sabri ve Hakan gibi ”ileri çıkma!” talimatı almışken, bunun yanında bir de rakibinin öne geçmesini engelleyen müdahaleyi yaptı; diğeri ise tabelanın değişmesi engelleyen diğer müdahaleleri…

Ayrıca bu maçta Fenerbahçe’nin kötü oynadığını söylemek yanlış olur diye düşünüyorum. Yanlış olmasının yanında haksızlık da olur. Haksızlık olur; çünkü, ”Fenerbahçe kötü oynadı” demek Fenerbahçe’yi oynatmayan Galatasaray’ın hakkından da çalmayı  ifade eder.

yazan: vay acondios

Ekim 26, 2010 at 6:06 am Yorum bırakın


Ekim 2010
P S Ç P C C P
« Eyl   Kas »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

İRTİBAT

tamsahablog@gmail.com

Twitter

follow me

sahaya giren

  • 78.140 kişiden birisin!

Yazar Arşivi

Doctor

best

best