Archive for Eylül 9, 2010

Finale Yürürken

Dünya Basketbol Şampiyonası 2010 Türkiye. Bu cümleyi hayatımız sonuna kadar hatırlayacağız. Nasıl Avrupa Basketbol Şampiyonası 2001 Türkiye’yi unutmadık. Bu cümle, bu şampiyona da unutulmaz olacak. Turnuvaya geldiğimiz yolda, önceki şampiyonalarda yapılan onca hataya inat; takım bu sene inanılmaz bir birlik beraberlik içinde hareket ediyor. Turnuva başından beri oynanan maç sayısı 7, galibiyet sayısı da 7. İddia ediyorum dünya 92 Dream Team’den beri böyle domine bir takım görmedi. Her rakibe ciddi fark atıyoruz, hem oyun olarak hem skor olarak. Her defasında bu rakip ciddi bu rakip zorlu dikkat dedik ama Dev Adamlar öyle yürekli oynadılar ki bizi de susturdular. Rakibin o kadar da önemli olmadığını işin kafada bittiğini herkese gösterdiler.

Takıma baktığımız zaman geçen seneden bu yana değişen şey yılmadan, sıkılmadan savunma yapmaları ve bu savunma basketbolundan zevk almaları. Gerek bireysel, gerekse takım halinde savaşan tabiri caizse savunmadayken rakip kim olursa olsun rakibine meydan okuyan bir takım olmuşlar. Basketbolun doğrularını çok az yapmalarına rağmen öyle özverili, öyle isteyerek oynuyorlar ki başarı kaçınılmaz oluyor.

Yazının bu kısmında amacım göz önünde ki başarıyı gölgelemek yada karalamak değil. Bunu baştan belirteyim. Ancak bazı doğruları konuşmamız lazım eğer gerçekten finale yürümek istiyorsak.

Zaten zayıf olan rakiplerimize değinmeden geçicem.

Yunanistan maçıyla başlayalım; Yunanlar yıllardır çekirdek bir ekiple oynar ve milli takımdan ziyade artık bir kulüp takımı gibi ülkeydi. Ancak önce Alvertis ve Hatzivrettas, ardından da Giannakis’i kaybetmek resmen ruhlarını kaybettirmiş Yunanlara. Diamantidis formsuz ve sakatlıktan yeni çıkmış. Spanoulis bütün rakip savunmanın baskısı üzerinde ve yardımcısı yok. Calathes sistemin içine dahil olmaya çalışan ancak tam anlamıyla bir çaylak. Zisis hayatı boyunca sakatlıklar yaşamış, ona rağmen bu turnuva da az çok sistem içinde ayakta kalan bir adam. Yunan guardların durumu böyle olunca uzunlarına değinmeye bile gerek kalmadı, çünkü servis alabilecekleri bir dış adam kalmadı.

Rusya ikinci ciddi rakibimizdi; kendileri Türkiye’ye gelirken J R Holden ve Krilenko ile zaten kafadan takımın yarısını bırakıp geldiler. Guard mevkisinde Ponkrashov, Bykov ve Fridzon’a bel bağlamaları çaresizliklerinin bir diğer adıydı. Ancak yine de Ruslar disiplinli ve doğru bildiğinden ödün vermeyen bir sistem takımıydı. Kazandık ve yolumuza devam ettik.

Porto Riko maçına aslında pek değinmeye gerek yok. Yine de baktığımız zaman onların kaos basketbolu, düzensizliği bizi bozabilirdi. Buna izinvermedik. Arroyo sakatlanınca J J Barea yegane güvenebilecekleri guarddı. Barea’da temastan kaçmayan ve tempoyu seven bir guard olduğu için yorgundu. Onların sıkıntılarından faydalanarak kötü oynadığımız maçı sonu sıkıntılı olsa da iyi bitirdik.

Fransa buraya en eksik gelen takımlardan birisiydi. İlk maçlarında İspanya’yı yenmeleri onlara gruptan çıkma şansı tanıdı. O aldıkları ekstra galibiyet ve Yeni Zelanda karşısında 12 sayı farkla mağlup olunca 2. turda karşımıza çıktılar. Hiçbir kaynağa bakmadan Parker-Turiaf-Pietrus bir çırpıda saydığım eksikleri. Vitesi 5’e almış milli takımımıza 15 dakika dayanabildiler ve mağlup oldular.

Çeyrek final, rakip Slovenya; Slovenler en az bizim kadar tutkuları ve motivasyonlarıyla oynayan bir takımdı. Her maçtan önce okudukları milli marşta bile motivasyonlarını görebiliyordunuz. Ülkelerinden gelen ve her maç takımı çılgınca destekleyen yaklaşık 7000 taraftar takım için itici güç oluyordu. Çok doğru ve hoş bir basketbol oynuyorlardı. Eksikleri bolca vardı ve bu rotasyonda sıkıntı yaratmaktaydı Slovenlere. Baktığımız zaman Nesterovic-Lorbek-Smodis-Beno Udrih gibi adamlar çeşitli nedenlerden dolayı şampiyonaya gelemediler. Özellikle pota altındaki eksikler büyük sıkıntı yarattı Slovenlere. Artık zaman oyuncusu Brezec ilk beş oyuncusu olmak zorunda kaldı. Bütün eksiklerine rağmen onurlu bir şekilde mücadele ettiler ve çeyrek finale kadar yürüdüler. Ancak ne savunmamıza direnebildiler ne de çok ekstra soktuğumuz şutlarımıza. Bu büyük başarımızda rakiplerde ki eksiklerinde katkısı tartışmasız vardır!

Artık yarı finaldeyiz ve rakip Sırbistan. Sırplar her yaş grubunda istisnasız bizi yenen bir takım. Turnuvaya ufak tefek sıkıntıları saymazsak bizimle birlikte en tam gelen takım Sırplar. 12 kişilik rotasyonu dibine kadar kullanan ve her isimden katkı alan bir takım. Bütün oyuncuları Yugoslav alt yapı eğitiminin getirisi olarak basketbolu çok iyi bilmekte ve muhteşem görev adamı. Her turnuva yıldızını sistem içinden çıkaran Sırplar bu yılda Savanovic’i hediye ettiler bizlere. Anlatmak istediğim şu; ilk defa bu kadar büyük bir sistemle ve eksiksiz bir kadroyla karşılaşacağız. Kısalarından Teodosic dahil çekinmemekle birlikte; Krstic-Savanovic-Macvan-Keselj-Velickovic gibi adamları savunabileceğimizden emin değilim. İspanyollar büyük baskı kurmalarına rağmen Sırplardan tam 92 sayı yediler. Kimse o maçta İspanyollar için kötü savunma yaptı diyemez ama Sırplar en büyük baskıların bile altından muhteşem hücum sistemleriyle kalktılar. Biz tartışmasız turnuvanın en iyi savunma yapan takımıyız; Sırplar da yapıları gereği en doğru şutu bulan takımı. Çok zor bir maç olacak. Bekle bizi final gümbür gümbür geliyoruz havasına girdik ki, çok tehlikeli sonuçlar doğurur. En önemli detaysa Tanjevic’in karşısında ilk defa kendi jenerasyonundan bir isim olan İvkovic olacak. Sırp takımının yapacaklarından daha önemlisi İvkovic’in yapacaklarıdır benim gözümde. Sırpları bir adım önde görmekle birlikte yanılmayı Allah’tan diliyorum.

Reklamlar

Eylül 9, 2010 at 12:12 pm 4 yorum


Eylül 2010
P S Ç P C C P
« Ağu   Eki »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

İRTİBAT

tamsahablog@gmail.com

Twitter

follow me

sahaya giren

  • 78.445 kişiden birisin!

Yazar Arşivi

Doctor

best

best