Archive for Eylül 8, 2010

Türkiye-Slovenya Maçına Dair

 Bir önceki dünya şampiyonası değil daha bir sene önce 2009 eylülde polonya’da karşılaştığımız ve 69-67 kaybettiğimiz maç hafızamızdayken ne oldu da 95-68 gibi bir skor çıktı ortaya maddeler halinde sıralamaya çalışalım;

 – Tanjeviç’ten başlamak isterim, 2009 avrupa şampiyonası boyunca (ve daha öncesinde) rotasyon konusu en büyük eleştiri unsuru olmuştu, dışarıdan bakıldığında saha içinde ve dışındaki kimsenin keyif aldığı izlenimi görülmüyordu. (en azından bu dünya şampiyonasında herkesin keyif aldığı gün gibi ortada) Fazla kurcalama hocam bozuluyor bak sonra diyesim geliyor hep.  

– Bunu söylemek için basketbol dahisi olmaya gerek yok; iyi savunma ile yenemeyeceğimiz takım yok. Sahada yer alan 5’in 4’ü için dış atış yapmak üstelik yüzdeli atmak çocuk oyunu gibi adeta. Bu yüzden içeriden oynayamasak da dışarıdan atmamız sayesinde hücumda bizi durdurmak çok kolay olmamaktadır. Lakin dışarıdan atmak her basketbolseverin bildiği gibi en son başvurulması gereken çaredir. (kaleyi içeriden fethetmek gerekir diyerek klasikleştireyim de tam olsun.)

 – 2009 dan farklı olarak Lakoviç, Nachbar, Beciroviç yada Dragiç’in ne yaptığı yada ne yapamadığı üzerinde durmak çok doğru gelmiyor bu maç değerlendirmesinde (yapmak lazımsa illa ki Lakoviç’i o maç kilitlemiştik bu maçta da varlık göstertmedik, Nachbar o maç 16 sayı atmıştı bu maç da 16 sayı attı, buradan yola çıkarak bir yere varamayız onu demek istiyorum); çünkü bizim oyuncularımızı da tek tek ön plana çıkarmak çok doğru olmayacaktır. Takım olarak ilk periyotta yalnızca dış atışlara yönelip savunmayı yumuşak tutmamız korkutmuş olsa da beklenen-istenen anlayış ikinci periyotla beraber topu içeriye indirmemiz ve etkili savunmamızla birleşince daha 15. dakikalardan sonra maçın kaderi çizilmiş oldu ve öngördüğüm şekilde rahat kazandık. (ki bu benim düşüncem maçtan önce cnyvz arkadaşımızın Kuş Bakışı 12 Dev Adam başlıklı yazısının yorum kısmında yer almaktadır.) Ayrıca farkın açılmasıyla beraber asla o kadar boş pozisyon verdirmeyip en az 10 sayı daha attırmayabilirdik bu da sloven cephesinden böyle biline  .

 – Yukarıda cümle içerisinde geçen yüzdeli dış atış konusunu açmak gerekirse; sahada aldığı dakika göz önüne alınınca Kerem Tunçeri, Ömer Onan, Ender Arslan, Sinan Güler, Hidayet Türkoğlu, Ersan İlyasova takımımız için çok büyük şans hem dışarıdan yüzdeli atmaları hem de topla dışarıda buluşup içeriden kendisini tutan oyuncuyu (eşleştiği yada match up ne dersen ona) dışarı çıkararak Semih Erden-Ömer Aşık’ın işini kolaylaştırmaktadır.

 – Sonuç olarak doğruları ne kadar yaptığımıza paralel olarak; skor olarak da keyif olarak da hem oyuncularımız hem tribünler hem ekranları başında izleyenler halinden oldukça memnun. Yolumuz açık olsun (her ne kadar yolun sonuna -yarı finale- gelmişsek de, iki maç kaldı şunun şurasında kupaya uzanmaya )

          

 – Sözü Tanjeviç’ten açmışken Tanjeviç’le bitirelim derim; Mehmet Okur konusunda kendisini eleştirmemizin en büyük nedeni hem içeriden etkili olması hem de tıkandığımız noktada yukarıda yazdığım gibi dış şutu yüzdeli atabilmesiydi. (sakatlık nedeniyle 2010 için değil tabii ki eleştirim önceki başarısız turnuvalara yönelikti.)

 – Not: Yarı finalde karşılaşacağımız Sırbistan’ın yaş ortalamasına ve hangi jenerasyonu oluşturmuş olduğuna bir bakalım ve 2004 yılından bu yana kurula(maya)n jenerasyon hakkında ileride birkaç satır karalamak boynumuzun borcudur diyerek bitirelim.

Reklamlar

Eylül 8, 2010 at 10:16 pm 4 yorum

Arjantin – Brezilya Maçının Ardından

Doğu Avrupa’da bir Güney Amerika derbisi oynandı dün akşam. İstanbul Sinan Erdem Spor Salonu’nda iki ezeli rakip çarpıştı.  Maçla ilgili en ilginç detay şüphesiz Brezilya coachu Magnano’nun Arjantin’de çalışması ve burda büyük başarılar yakalamasıydı. Maçla ilgili thisistebesttillwedobetter‘la gün boyu mesajlaştık ve yorumlarda bulunduk. Genel kanımız Brezilya’nın favori olduğu ve Huertas’ın çok formda olduğu maçın kilit adamı olacağı yönündeydi. Ancak kendisine hemen hemen her mesajımda gönlüm Arjantin’den yana ayrıca Prigioni > Huertas diyordum.

Karşılaşma başladı ve ilk çeyrekte gözlerin üstünde olduğu Huertas Prigioni ikilisi karşı karşıya geldi. Coach Magnano Arjantin’i çok yakından tanıdığı için Prigioni’nin yedeksiz olduğunun farkındaydı. İlk hücumlarda topları Huertas’la kullandılar ve Prigioni’ye 3 dakikada 2 faul aldırmayı başardılar. Huertas maça çok iyi başlamıştı ve Prigioni kenara geliyordu. Brezilya oyunun kontrolünü eline aldı, Barbosa’yı da devreye sokarak vurup gitmek istedi. Ancak Arjantin’in geri adım atmaya niyeti yoktu ve Delfino-Scola ikilisiyle maça ciddi manada asıldılar. Maç kafa kafaya gitti 40 dakika boyunca ancak Arjantin Prigioni’nin sazı ele almasıyla ve oyunda kaldığı her dakika üst düzey oynamasıyla birlikte belli dönemler hariç bütün maça hakimdi. Sadece vurup gidecek güçleri yoktu. Bench katkısı minimum olacağı beklenen Arjantin bu konuda da Brezilya’dan daha etkin olunca; Brezilya tamamen yıldızlarının eline kaldı. Huertas bence Magnano’nun Prigioni hamlesi olarak kullanmaya başladığı şutları soktuğunu görünce devam etti, aslında soktu da. Ama bu şutlar takım dinamiğini ve en önemlisi de Splitter’in ritmini bozdu. Splitter üzerinde Oberto’nun da harika savunmasını es geçmemek lazım.

Arjantin için maçtan önce ilk beş oyuncuları ne kadar bir arada oynarlarsa o kadar kazanma şansları çoğalır demiştim. Dünkü maça baktığımızda Oberto’nun uzun süre aldığını, Scola-Delfino’nun sadece 1 dakika dinlendiğini ve Prigioni’nin savunmada oturup hücumda oynadığını gördük. Arjantin adına doğrularda bunlardı. Eğer oyunun iki alanında da tempo yaparlarsa kendilerinden daha atlet olan ve daha genç olan Brezilya’yı yenmeleri mümkün değildi. Tam bu noktada Coach Hernandez’in kritik hamleleri girdi devreye. Mesela ilk 3 dakikada 2 faul alan Prigioni 3. faulunu maçın bitimine 4 dakika kala yaptı. Prigioni’yi savunmalarda yanına alan Hernandez, hücumlarda sahaya sürdü. Dünkü maçta Prigioni resmen NFL hücum takımı oyuncusu gibiydi. Bunun yanında Arjantin maçı Prigioni Scola ikili oyunlarıyla kazanırken, Brezilya her defasında bu ikili oyunlara savunma hatasıyla karşılık verdi. Yardıma gelen uzun hücum tehditi çok az olmasına rağmen Prigioni’nin üstünde kaldı ve Scola her defasında boş şut buldu. Turnuvada god mode on şeklinde oynayan Scola’da her defasında bunları cezalandırdı. Bunun dışında Delfino tam bir lider gibiydi ve takımı ne zaman sıkışsa taşın altına elini koydu. Gerek şutları gerek penetreleri görülmesi gereken bir solo performanstı. Ancak Arjantin’te en önemli nokta şuydu; sıcak adamın üstüne gittiler. Scola çılgın atıyorken onun üzerinden, Delfino solosunda onun üzerinden oynadılar. Hatta ekstra katkı veren Jasen’in üzerinden bile iki oyun oynadılar. Brezilya ise bütün takım dinamiklerini bozarak ve basketbolun doğrularına ihanet ederek Huertas ve Barbosa dışında neredeyse top kullanmadı.

Sonuç olarak hakeden ve doğruları yapan takım olan Arjantin kazandı. Maçtan önce dilediğim şey gerçekleşti. Sıra thisisthebesttillwedobetter‘ın dileği olan Sırbistan-İspanya maçının İspanya galibiyetiyle sonuçlanmasında.

Eylül 8, 2010 at 8:53 am 5 yorum


Eylül 2010
P S Ç P C C P
« Ağu   Eki »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

İRTİBAT

tamsahablog@gmail.com

Twitter

follow me

sahaya giren

  • 78.427 kişiden birisin!

Yazar Arşivi

Doctor

best

best