Karpuz Ekmek Peynir Rakı

Kasım 9, 2009 at 2:41 am 1 yorum

Her ne kadar aristokrat olsam da 80’lı yılların fırlamasyon bir çocuğu olarak ailece gidilen pikniklerde karpuz – ekmek – peynir triosunun tadını arar dururum oval ofisimin penceresinden Asansör’ü izlerken. Ha bir de; nerede o eski karpuzlar? Söyleyeyim; Diyarbakır’da.

Diyarbakır’ın nesi meşhur dendiğinde akla gelen ilk şey karpuzdur. tabi gün geçtikçe mutasyona uğrayıp günümüz İstanbul ahalisinin Kamil sıfatına nail olan organizmalarına yakıştırılan bir sıfat olarak da kullanılıyor. Barış Özbek’in gördüğü kırmızı kart mesela, tam bir karpuzluk, hem de Diyarbakır’da. Bizim camiayı geçtim, Diyarbakır şehrine karşı yapılmış büyük bir ayıp. Diyarbakır’a gitmeden önce en meşhur şeyin karpuz olduğu söylenince pek bir içerlemiş arkadaş. Tam orta sahaya adapte oldu derken şuursuzca gördüğü ikini sarı karttan sonra zehrini akıttı, en büyük karpuz benim dercesine. Bravo. Maç 2-2 bitseydi şu an başka şeyler yazılıp çiziliyor olacaktı ya neyse.

Karpuzumuzu bulduktan sonra listemize bakıyoruz, sıra ekmeğe geliyor. Fırınlara gitmeye gerek yok, gidecekseniz de sabaha karşı 4 sularında gidin, yeni çıkmış oluyor. İnteraktif dünyanın uykuya meydan okuyan gençliğine duyurulur. Hoş, bakkala git iki ekmek bir yumurta al desem beceremezsiniz ya neyse. O derece danone neslisiniz, o derece kavanoz jenerasyonusunuz. Ama yine iyisiniz, Diyarbakırsporlu Şener varken size iş düşmez. Maç sonrası ekmek ekmek deyip durdu, ulan bir an oralarda fırın yok galiba diye düşünmeden edemedim.

Ekmeğimizi de bulduktan sonra geriye bir tek peynirimiz kalıyor. Brusella hastalarına buradan selam ederim, bu paragrafı okumasınlar, vicdanım sızlar. Kahvaltının olmazsa olmazıdır peynir, çayın yanında illa ki tüketilecektir. Endüstrisine dalmayacağım, Taffarel’i örnek göstersem yeterli sanırım. Bilmeyenler için hatırlatalım; Hakan Şükür’ü telefonla arayıp kendisine Türkiye’den beyaz peynir göndermesini istediğini söylemişti bir röportajda. İşte peynirin farklı anlamlar içerdiği bir adam ve bu adamın kalbimizdeki yerine binaen peynire karşı hissettiklerimiz. Kaşarından tut, tenekesine kadar, ezinesinden örgüsüne, boursin’den tut camembert’e, gravyer’den ricotta’ya, koy ekmeğin arasına sokaktaki maça devam. Sofraların vazgeçilmezi olan peynirimiz, sahadaki karpuz ile ekmeğin arasından sivrilen Sabri Sarıoğlu’nun ta kendisidir. Takımın vazgeçilmezidir. Sofraların vazgeçilmezi peynirdir, takımın vazgeçilmezi ise Sabri’dir, o halde Sabri peynirdir. Yanlış önerme diyen beri gelirken, doğru önermesiyle gelmezse yalarım.

Şekillendi değil mi aklında Diyarbakır Atatürk Stadı’ndaki manzara. Tadına doyum olmuyor lan. Barış, Şener ve Sabri, oh mis.

İşte sevgili muhterem din kardeşlerim; bu noktada sizlerden ayrılmak zorundayız. Alkolik hareketin yılmaz savunucuları olan bizler, aristokrat kişiliğimizle her ne kadar jhonny walker blue labellarımızı yudumluyor olsak da, maço kimliğimizle bu trionun yanına bir adet müzeyyen senarlı tekel rakısını da ekler, keyfin amına koruz afedersiniz. Sek içenimiz de vardır, sulandıranımız da. Dünkü maçta sek içtik hepimiz, en anasonlusundan. Öylesine halis ve de muhlisti ki, izlerken kendimizden geçtik. Gün geçtikçe Türk erkeğinin cinsel eğiliminde farklılıklar göstermesine sebebiyet veren bir adamdan bahsediyorum; Harry Kewell. Her ne kadar rakıya benzetip maçoluğun sembolüne adapte ediyor olsam da, ” ben bu adama veririm lan ” söylemleri eşliğinde kimlik çatışmasına sürüklendiğimiz aşikar. Tabi bu konu dışı bir mevzu. İşte sevgili dostlarım; karpuz – ekmek – peynir – rakı quadrosunda Barış Özbek karpuz, Diyarbakırsporlu Şener Aşkaroğlu ekmek, Sabri Sarıoğlu peynir, Harry Kewell rakıdır.

Diyarbakırspor Galatasaray maçında sergilenen oyun, 3 puan çok güzeeeaaallll olayından ibaretti. Oyun hakkında söylenecek çok fazla şey olmadığından mı yoksa karpuz, ekmek,peynir,rakı quadrosu çağrışımından mı bilmiyorum ama keyif aldığımız aşikar. Rakibine saygı duyan bir Galatasaray, oyun anlayışının çizgilerini gün geçtikçe belirginleştiren bir Galatasaray, ekranları başındakilere futbolu öğreten bir Galatasaray, Türk Futbolu’na çağ atlatmaya hazırlanan bir Galatasaray, en önemlisi de vizyonu olan bir Galatasaray seyretmenin yanında, oyunu çirkinleştirmeden mücadele eden bir Diyarbakırspor’a teşekkürlerimizi bir borç biliriz. Bu arada, sahanıza sokayım afedersiniz. Bostan değil lan orası, futbol sahası. Biraz bakımıyla ilgilenin, soyunma odalarına giden koridorlardaki fayansları da hiç beğenmedim, 20cm. x 20cm. düz beyaz fayans mı kaldı memlekette amına koyayım.

Hiçbir sakatlık yaşanmadan alınan üç puan ile birlikte maçın en sevindirici yanı, Linderoth’un oyuna girdikten bir süre sonra Diyarbakırspor ceza sahası yayının önünde aniden bitiverip Kewell’ın pasına topu durdurmadan vurmasıydı. Çok sevindim lan, öyle böyle değil. Varsın gol olmasın, Linderoth’um yeter ki vursun. Ayhan; sana bu yazıda tek kelime etmeyerek yazının piç olmasını engellemiş oluyorum, bilmem anlatabildim mi?

Reklamlar

Entry filed under: 1.

Biraz Gerrard olsun 2010’da 9 var mı ?

1 Yorum Add your own

  • 1. tamsaha  |  Kasım 9, 2009, 3:32 pm

    soyunma odasına giden fayans resmen tuvaletlik. fena halde iğrenc.

    yazı güzel ama :) oradan eşitledin şimdi olayı.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Kasım 2009
P S Ç P C C P
« Eki   Ara »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  

İRTİBAT

tamsahablog@gmail.com

Twitter

follow me

sahaya giren

  • 78.140 kişiden birisin!

Yazar Arşivi

Doctor

best

best

%d blogcu bunu beğendi: