Archive for Ağustos 21, 2009

Efsane olur

cimbombom aşkı bir başka
her nefeste daha da fazla…
kimse için atmadı bu kalp.. bir tek sana
sarı kırmızı armana … armana

ultraslan hep burada..
cehennemin tam ortasında…
omuz omuza kol kola yan yana…
can veririz senin uğruna .. uğruna..

ne şampiyonluk ne kupa….
hiçbiri değil umrumda….
son dilegim var cimbomum benden sana…
uefa yı gene alsana.. alsana..

Reklamlar

Ağustos 21, 2009 at 11:38 pm Yorum bırakın

Shawshank Redemption’un Ardından…

Diablo oynayanlar bilir. (Diablo II-Lord of Destruction) Orada Paladin isimli bir savaşçı vardır. Aslen bir şövalye olup gücünü Tanrı’dan ve inancından alır. Bu sebepten kendisi ve yetenekleri kutsanmıştır.

the-blessed-paladin

Paladin’in yetenekleri arasında gökten indirdiği yıldırımlar (fist of heavens) ve ölümsüz kılıç kullanma teknikleri gibi şeyler bulunur. Ama Paladin’in rahipsel bir yeteneği daha vardı. Redemption. Onu gerçekten özel kılan bir yetenekti bu. Öldürdüğünüz düşmanların ruhlarını göğe uçurup onların kalan canlarının size aktarılması demekti “redemption”. Bu şekilde karşı tarafın ruhları huzura kavuşmuş oluyordu aynı zamanda. Zaten redeem kökünden gelen redemption sözcüğü huzur bulma, kurtarılma, huzura kavuşma gibi anlamlara geliyor. Fanaticism ve zeal kadar sevdiğim bir yetenekti bu Paladin’de…

shawshank_redemption

Evet. Shawshank Redemption. Önce Stephen King’e teşekkür edelim. Her güçlü yapımın arkasından onun kalemi ya da ismi çıkıyor nedense. (ör; The Green Mile,…) Umut, hiç bu kadar saf anlatılmamıştır herhalde. Hayattan her türlü fiskeyi yemiş masum bir adamın, masum bir dehanın, huzur bulma hikayesi. Eşsiz dostluk ve eşsiz dostluk türevi filmlerinin eşsiz oyuncusu Morgan Freeman… (The Bucket List’i izleyenler ancak dediğimi anlar) Herşey mükemmeldi. Küfürler, dolan gözlerim, yalnız ve karanlık bir cuma gecesi…

Size tavsiyem yalnız izleyin. Nispeten karanlık bir gün ya da kapalı, yağmurlu bir hava olsun. Biri olmasın yanınızda. En sevdikleriniz bile. Hani bazı dersler yalnız alınmalıdır  ya da her imtihan bireyseldir biliyorsunuz öncesi ile sonrasıyla… Öyle düşünün ve oturup filmi hissedin. Böyle bir filmi izlerken içtiğiniz çayın tadı daha bir güzel ısırdığınız kurabiyenin tadı ve etrafa saçılan kırıntıları daha bir sevimli gelecek size inanın. Birşeylere saygı duymayı ve umudun bazıları için en yüce değer olduğunu öğreneceksiniz.

Öğrenmek ve içselleştirmek güzel şeyler… Yaşayıp hissetmeye başlayın hadi sizde.

Ağustos 21, 2009 at 10:30 pm 2 yorum

Sadece Ronaldo değil!

Diego Maradona: 1984 yılında Barcelona’dan Sevilla’ya 5 milyon euro’ya transfer oldu.

Gianluca Vialli: 1992′ nin yaz ayında Sampdoria ve Juventus arasında süregelen pazarlıklar sonucu gerçekleşmiş ve o sezonun en yüksek maliyetli transferi olmuştu. ( 12 milyon euro)

Ronaldo: 1997’de Barcelona’dan İntere uzanan yolculuğun bedeli ise 19.5 milyon euro idi.

Christian Vieri1998-99 sezonuydu. Milenyum’a giriş arefesiydi. 31 milyon euro ile Lazio’dan İnter’e koşan bir vieri vardı.

Zinedine ZidaneYıl 2001 ve Perez yine sahne almıştı. Transfer rekoru Figo’nun idi. Fakat Real Madrid 47 milyon euro gibi devasa bir teklif ile Zidane’ı renklerine kattı.

Denilson: 1998 Dünya Kupası’nın izlemekten keyif alınan oyuncularındandı. Avrupa’nın önde gelen takımlarına gitmek için can atarken Sao Paola’ya transfer teklifinin en iyisi Real Betis’ten gelmişti. Para büyüktü, Denilson mağlup oldu. Belki de  yüksek maliyetli transferler arasında en sönük olanıydı. Yine de onu sol kanattan çizgiye sıfır koşarken birkaç bilek hareketiyle içeriye girme çabasındaki hali ile hatırlayacağız. Bu arada bir ara Vietnam’a da uğradı fakat çıktığı ilk maçta attığı freekick golünün primini alıp kaçtı.

Ve diğerleri:

Hernan Crespo: Parma-Lazio ( 36 milyon euro. Yıl:2000)

Luis Figo: Barcelona-Real Madrid ( 37 milyon euro. Yıl: 2000 )

Roberto Baggio: Fiorentina-Juventus ( 8 milyon euro. Yıl:1990)

Ruud Gullit Psv-Milan ( 6 milyon euro. Yıl: 1987)

Alan Shearer: Blackburn Rovers- Newcastle United ( 15 milyon euro. Yıl: 1996)

Ağustos 21, 2009 at 10:01 pm Yorum bırakın

Mexico 70

mexico 70

Brezilya Milli Takımı için bestelenen ” Pra Frente Brasil” şarkısı, takımın kupayı kazanması ile birlikte ülkenin milli marşı ilan edildi.

Ağustos 21, 2009 at 8:54 pm Yorum bırakın

Deli köpek yeniden River’da

Gelmiş geçmiş en çirkef, en ısırgan adamlardandı. O gitti gideli Materazzi fazla göze batar olmuştu İtalyalarda(!)…

almeydaRiver Plate ile oynadığı maç başına ücret alacak biçimde yeniden anlaşmış. Yeniden yuvasında yani…Yaş olmuş 35. Hey gidi günler hey… Hadi hayırlısı Almeyda.

Ağustos 21, 2009 at 5:56 pm Yorum bırakın


Ağustos 2009
P S Ç P C C P
« Tem   Eyl »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  

İRTİBAT

tamsahablog@gmail.com

Twitter

follow me

sahaya giren

  • 78.473 kişiden birisin!

Yazar Arşivi

Doctor

best

best